Ya ben beynelmilel (siz uluslararası okuyun) vasatlarda (ortamlarda okunacak) elimden geleni yapıyorum, Ortadoğu ve Balkanların en mükemmel danslarını ediyorum, ABD'nin, Rusya'nın, ve hatta Çin'in reislerine dert anlatmaya çalışıyorum, kim için ha, kim için yapıyorum bunları? Kendim için tabii. Yoksa, içerde artık nezaket, zerafet, uhuvvet, celadet, sadakat hak getire! Ben, ben; bunların hepsini adam ettim, cepleri benim sayemde para gördü, eskiden emekli maaşları ödenmiyordu, elektrik su yoktu, ekmek yoktu, hepsine benim sayemde sahip oldular, şimdi kalkıp bana başkaldırıyorlar. Korku morku da yok ha, içeri tıkarım falan dediğimde kimse oralı olmuyor. Şimdi füzeydi, tayyareydi, gazdı, bütün küffar üzerime gelirken, bunlar, alayı ne diyorlar biliyor musunuz? Bu bütün belaların benim hatalarımdan dolayı başımıza üşüştüğünü! Bizim parti grubunu dağıtacaklarmış, anayasayı değiştireceklermiş, elimden yetkilerimi alacaklarmış, kuvvetler birliği yerine kuvvetler ayrılığını getireceklermiş! Sağa sola posta koyarken orduyu terhis ederek bitirmeme de, "Sevr bu" diyerek itiraz ediyorlar! Ulan, akla gelen her ülkeye postayı koyan, onları tehdit eden ben, orduyu dağıtan ben, size ne be! Bana, 'atını silen kovboy' diyen bile oldu bu arada! Mağduruz neticede, ben, çok!

"Trump, Osaka'da casting Oscar'ını hangi güzelliğe verdi?" diye sordu, tabii ki İsmail, tabii ki benim bir iskemleye ilişmemle birlikte. Tam, "Güzeliz elhamdülillah" diyecem, Hakan, "Abi, Oscar casting ödülü yok, hani data olsun, kayda geçsin," demez mi? Onun ardından da Selen, "Ama Fransızların menage a trois'ları var, neredeyse tümü imkansız olan üçlü aşkları yani, bu duruma uyan, bunu da lütfen kaydedelim," diye konuşmaz mı?

"Ne deseniz boş," dedi Doktor Özgür, "Biz mazbata diyoruz, o mezbaha anlıyor... Biz, 'Durun durun biz kardeşiz' diyoruz, O; din, mezhep, ırk, milliyet, dil, cinsiyet, yaşam tarzı, bölge üzerinden ayrılık kışkırtıyor, kime ne anlatıyorsunuz!"

"Ben onu bunu bilmem," diye başladı Hasan da, "Doğru adreste oturmayacaksınız, çünkü yanlış adresi basan polisten dayak yiyebilirsiniz, devletin televizyonuna çıkmak için kırmızı bültenle aranma şartını yerine getireceksiniz, Diyarbakır Sur'u yıkıp, o özgün yapıların yerine yandaşlarınıza tek tip inşaat yaptıracaksınız, yangınlara bol bol sevinip yakılan ormanlık alanları iskana açacaksınız, muhaliflerinizi kanıtsız gerekçesiz içeri tıkacaksınız, bulabildiğiniz her imkanda asalaklığı kimseye bırakmayacaksınız, bir şirket, banka mı satılıyor, araya girip komisyonunuzu almadan işlemlerin tamamlanmasına izin vermeyeceksiniz, cirosunu hokkabazlıkla birkaç milyardan 350 milyona düşürttüğünüz  şirketin 1 (bir) milyon lira kar etmesini sağlayacaksınız, ha, unutmadan, bir de, hiçbir yabancı dil bilmeyen, Türkçe'yi bile doğru dürüst okuyup yazamayan şahısları, en önemli büyükelçiliklere 15 bin dolar maaşla basın danışmanı atayacaksınız, işiniz çok yani..."

"Ama yine de Cumartesi Anneleri'nin 744. buluşmasını, Selahattin Demirtaş'ın, Osman Kavala'nın, gazetecilerin, öğrencilerin, işçilerin, aydınların tutsaklıklarını, Canan Kaftancıoğlu'nun sekiz dokuz yıl önceki sosyal paylaşımlarından dolayı yargılanmasını unutmayacaksınız," diye ekledi Selen de.

Bugay, "Diyorduk ya, benzeri büyük olaylardan hareketle, Gezi Olayı'nın fenomen olarak etkileri beş ile yedi yıl arasında kendini göstermeye başlayabilir diye, 23 Haziran'da İstanbul'da bunu tam anlamıyla yaşadık. Gezi Olayı, böylelikle deneyim halini aldı. İnsanları büyük bir ilkellikle ayrıştırmaya çalıştılar, başarılı olamadılar. Ermenisi Rumu Kürdü Türkü  Çerkesi Lazı genci yaşlısı kadını erkeği bir araya gelerek özgürlük, eşitlik, demokrasi, adalet istemlerini bu güzel şehre yaraşır bir güzellikle dile getirdiler, ve başardılar, başardık..." dedi.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol