Ulan, ne biçim iş bu be! Geçen gün bizim Turist Ömer'in odasına dalıverdim, bu, Turist Ömer'le Sırma Zülfü kafa kafaya vermişler, dedikodu yapıyorlar, "Reytingler rezalet" diye bir laf ettiler arada. "Reyting nedir lan?" dedim, biri kem diyor, öbürü küm, sonunda Sırma Zülfü toparlandı da, "Reyting değil efendim, reyping demiştik," dedi. "O ne be?" dememle, Turist Ömer, hani dünyayı gezmişliği var ya, "Irza geçme efendim," diye cevapladı. "Ben mi geçiyormuşum?" deyince bir afalladı, kekeleyerek "Yok efendim, ırza geçmeler arttı da, onu şeyediyorduk," diye geveledi. "Kim diyor lan bunları?" diye haykırmamla, ikisi birlikte topuklarını birbirlerine vurup hazrola geçtiler, komiklik de biliyor bunlar. Gülmedim tabii, şöyle, kulaktan dolma, reyting'in, televizyonda izlenme oranı olduğunu biliyorum herhalde, yes'in evet, no'nun hayır olduğunu bildiğim gibi, "Bunlar," dedim, "Çoktan devlete ait olan ya da sonradan devletleştirilmiş televizyon kanalı kameramanları kadar bile bu işi bilmiyorlar. Miting yapıyorum, 50-60 kişi ya var ya yok, o kameramanlar o kalabalığı öyle bir gösteriyorlar ki, sanırsın 500-600 bin kişi gelmiş beni dinlemeye, o kadar yani... İşte bana böyle memur lazım, yaptığın işi bileceksin aslanım! Sen, avucunu sadaka isteyen dilenci gibi kapatarak selam vermeye devam et, sen de listeleri ayarla, gerisine de kafa yormayın, adamı ayar etmeyin be!" Şu anda da, malum ve mahut masaya doğru iki yana sallana sallana yürüyorum işte...

"Şimdi, mesela, Araplara özenenler de, 'Yallah Arabistan'a mı' olsun?" dedi İsmail, ben gelirken hep bir şeyler bulur zaten yumurtlayacak. Ben duymazdan geldim ama, diğerleri, hep bir ağızdan, neydi, koru mu deniyordu, onun gibi, "Beter olsun!" diye haykırdılar.

Hakan, "Bu dönemde sadece iş cinayetlerinde yaşamını kaybeden işçi sayısı 22 bin, neredeyse bir kolordu," dedi, "Bunu becerebilenler beter olmasın da, ne olsun?"

Hasan ondan geri mi kalacak, o da "Seçim gecesi sokağa ellerinde uzun namlulu silahlar olan gerici katilleri salanlar beter olmasın da ne olsun?" diye içini döktü.

"Ya 'kaybedilmiş' canlarının akibetini öğrenmek isteyen Cumartesi Anneleri'ni, buluşmalarının 727. haftasında, 28 haftadır daracık bir sokağa sıkıştırarak itip kakanlar, uyduruk iddialarla ülkenin en aydınlık yüzlerini içeri tıkanlar, kadınları tasarlayarak üçüncü sınıf vatandaş yapmaya kalkışanlar beter olmasın da, ne olsun?" dedi Selen de.

Doktor Özgür ekledi: "Tecavüzcü pedofillerin 'iyi hal' nedeniyle salıverilmeleri dahil bütün bu kepazeliklerin yazılmasını engellemek için kendi ithal ettikleri kağıdın fiyatına durmadan zam yapanlar, ağızlarından düşürmedikleri 'Beka' lafının karşısında kapısına kilit vurdukları 'Seka' sözünü bir türlü duymayanlar, beter olmasın da ne olsun?"

"Onlar 'beter' olur da, kendi çıkarları için koca bir toplumu da 'beter' ederler gözlerini kırpmadan," dedi Bugay, "Konu, bu gidişin, bir başka deyişle yok oluşun karşısına kararlılıkla dikilebilmek. Kararlılık, barışçılığın karşıtı değil, tamamlayıcısıdır. Kararlı olmadan barışçı da olunmaz örneğin. Kararlı olmadan, hiçbir şey yapılamaz. Egemen yapılar, karşılarına kararlılıkla dikilenlere çok kolayca 'şiddet yanlısı' suçlamasını yaparlar. Bu, 'Bana karşı koyma da istediğim fiyaskoları -bütün zamanların fiyaskosu dahil- yapabileyim ve istediğim cinayetleri, hırsızlıkları, haydutlukları gerçekleştirebileyim,' anlamına gelir. Aydınlık için sadece kararlılığa ihtiyacımız var..."

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol