Hey be, ben var ya ben, aklımla bin (yıl) yaşayayım be! Ortalığı ot götürüyor, yok güneydeki belediyeye harekat, yok bizim papazın büyük belediyeden kovulması muhabbetleriyle ahalinin dikkatini dağıtıyorum da, sarı yelek (ya da hırka) giymelerini önlüyorum. Tehditlerim de cabası ha, sokağa çıkanın canına okurum dedim mi, akan suların durma 'noktasına' geliyoruz aniden. Hızlı tren açılışı yapmasa mıydık seçim öncesi, ne yapsaydık ha? Sinkafilasyon muydu neydi, o yokmuş da, tren lokomotifle kafa kafaya girmiş de, bir alay lakırdı. En güzelini bakanım söyledi: "Bu soru, yanlış soru!" Yanlış soru tabii. Doğru soru, "En az bin (1000) yıl iktidarda kalacaksınız, değil mi?" sorusudur ve bu soruyu soran ağızlar şüphesiz ki en mukaddes ağızlardır! İnsanlar ölmüşmüş! Bana mı sordu o ölenler o trene binerlerken ha, kilolarına para mı verdim! Vadeleri o kadarmış! Ya yolda yürürken kalp krizinden ölselerdi, kafalarına saksı düşmesi suretiyle vefat etselerdi sorumlusu ben mi olacaktım? Benim sorumluluklarım zaten bana yetiyor da artıyor bile. Müslüman ülkelerdeki adaletsizliklerden mesela, ben sorumluyum, o konuda özeleştiri bile yaparım! Hah! Muhalefetin de, aklına bile gelmez bilakis, "Sen kimsin arkadaşım, müslüman ülkelerdeki adalet senden mi soruluyor, ne kafadasın?" diye sormak. Sordurmam! Niye, çünkü, yanlış soru! Yes! Ne dedim şimdi ben? Bunlar İngilizce falan da bilmezler, nereden bilecekler, akılları fikirleri hainlik üzerine. İşte, oturmuşlar alayı, muzır (zararlı-yn) şeyler konuşuyorlar.

"Şanlı açılışlı sinyalizasyonsuz cinayedler itinasızca yabılır!" dedi İsmail ben oturur oturmaz. Tam, devletleştirilmiş medya ağzıyla "Açılışlar millete müjde üstüne müjde vermektir!" diyeceğim, münasebetsiz ya, Hasan Efendi, "Şanlı açılışlar, kanlı kapanışlar!" diye lafımı ağzıma tıkamaz mı?

Terbiyesizliklerine, içinde sulh ceza kelimeleri bulunan okkalı bir cevap vermeye hazırlanırken Selen bu kez, "Kan, kan... Cumartesi Annelerinin 716. haftası da, müvekkilden vekile devrolan kanlı bir tarih zaten. Tarih, kan dökenlerin döktükleri kanda boğulduklarını anlatıyor ama, cahil gericiliğin bunu anlayacak hali yok..." dedi.

Hakan, "Böyle devam edeceği anlaşılıyor, o zaman da, Ortadoğu despotlarının akibetlerini anımsatmakta yarar olabilir, getirenlerin nasıl vahşice götürdüklerini," diye ekledi.

Doktor Özgür de, "Kazalar, böyle açıkça yapılmış hataların ardından tabii ki kaçınılmaz, ama, görece düzgün işleyen yerlerde de artabilir, çünkü amortisman diye bir şey var ve bu, 'harcamaları kısma' bahanesiyle unutuluyor. Bu koşullarda, kazaların artacağını maalesef beklemek gerekiyor," dedi.

Bugay, "Bir de, çaresiz bırakılmış insanın sınırları zorlanıyor," diye başladı, "Hiçbir muhalefet kanalının, olanağının kalmadığı koşullarda, silahlanması teşvik edilmiş bireyin, elindeki çekiç nedeniyle bütün sorunları çivi olarak görenlerin düştüğü sendroma girmesi ve silah kullanmakta tereddüt etmemesi, son dönemdeki cinayet artışınının sebebi. Ailesini geçindiremeyen önce tüm ailesini sonra kendisini katlediyor, parasal anlaşmazlıklar, borç alacak sorunları silahla çözümlenmeye çalışılıyor, tayin gibi konular, silahla amir öldürülerek halledilmek isteniyor, park yeri arayanlar birbirlerini silahla vurarak öldürüyor, kısaca, silah, olağan koşullarda çok başka şekilde çözülecek sorunların giderilmesinde ilk başvurulacak alet halini alıyor. Toplumsal cinnet böyle bir durum olsa gerek. Tepkisini çeşitli şekillerde göstermeye çalışanlar, 'görünür olmak istediklerini' söylüyorlar. Görünür olmak, hikayesiz olmaz. Peşine düşeceğin bir hikayen yoksa ve senin gibi olan ve düşünenlerle bir araya gelme iradesi gösteremezsen, ister istemez yok olur gidersin. Bu nedenle herkes ama herkes hikayesini hazırlasın, benzer hikayeler birleşsin ve koca bir ırmağa dönüşsün diyoruz..."

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol