Kahvaltı yaptığım yerde yan masada kalabalık muhafazakar kadınlar vardı. Kadınların sosyal hayata dahil olması beni çok mutlu ediyor. İstemeden konuşmalarına kulak misafiri oldum. Kadınlardan biri diğerine, oğlun nerde görünmüyor? dedi. Kadın da askerde cevabını verdi. Diğeri bedelli mi yapıyor dedi? Kadın bir an durdu sonra hayır bedelli değil, sıkıştırılmış askerlik dedi. Bir sessizlik oluştu. Ben de rahatsız etmeyecek şekilde kadının yüzüne baktım. Askerliği peygamber ocağı gören bir kültürle yetişip çocuğunu bedelli askerliğe yollamak, bir çelişki yaratmıştı ve bu durum kadının yüzüne yansımıştı.

Çiçero filminde de aynı çelişkili ruh halini gördüm. Bu kadar sarsıcı iddiaları olan bir filmin söylediklerinin gerçekle bağı olsa, seyredenlerin, filmden sonra bir aydınlanma yaşaması, zihinlerinde Mahsuni Şerif’in ‘’Boşu boşuna’’ türküsü yankılanmalı... 2. Dünya savaşı hakkında o kadar kitap, film var ama hepsi yalanmış. Mustafa Uslu ve ekibi bu muhteşem filmle hepsinin birer çöp olduğunu kanıtlamışlar. 2. Dünya savaşının kaderini Normandiya çıkarması tayin etti ama Normandiya yerine Almanlar’ın olası saldırıyı Norveç kıyılarında beklemelerinin nedeni filme göre kimmiş? Tarihçilerin yıllardır sakladığı gerçeği bu film tüm dünyaya haykırmış. Meğer Atatürk tarafından görevlendirilen İlyas Bazna adında yiğit Türk ajanı Hitler belasından dünyayı kurtarmış.

Film Kara Murat tarzı sinemamızın özelliklerinden de beslenmiş. Bilirsiniz, Kara Murat filmlerinde Kahpe Bizans sarayındaki herkes uçkur düşkünüdür, kadınları da iffetsizdir, bir tek Kara Murat’ımızın aşk defterine yazılan Bizans Prensesi hariç. Bu filmde de İngiliz elçiliğinde görevli Henry ve hizmetli Suzie kırıştırıyor, Alman Moysizch de tam bir ırz düşmanı çıktı Rıza baba ama yeni Milli kahramanımız İlyas Bazna öyle mi? Hele o olaylar aydınlanmaya başlayınca, tüm bunları neden yaptın diye soran kefereye verdiği cevap yok mu, ah! Bitirdi beni hınzır. ‘’Aşktan desem inanacak mısın? Elbette hayır, işte farkımız bu’’ Dünyada, gerçi herkes bilir, bizim ceddimiz Kara Murat’tan beridir, aşk adamı olduğumuzu ama kefereye bir kez daha göstermiş oldu yiğit İlyas’ımız. Seyircinin bu sahnedeki hali de inanılmazdı. Bir eli rabia işareti diğer eli (diğerinden izin alarak) bozkurt işareti yapmış ve sanki Ekmek Teknesi dizisinde Heredot Cevdet’in anlattığı muhteşem bir hikaye sonrası ‘’Allah’’ diye bağıran adam gibiydiler, kolay değil tabi aydınlanmak!

Bazıları çıkıp filmi karalamak için engelli çocuklar üzerinden duygu sömürüsü yapıyor gibi yorumlar yapabilir ancak ben bu yoruma katılamam. Bu durum, olsa olsa Hitler’in gaz odalarını ve insanlık düşmanı tavrını kanıtlamak için kullanılan bir yöntem olarak görülebilir.

Hz. Adem’in Türk olduğunu kanıtlayan büyük tarihçilerimiz vardı. Shakespeare’nin gizli bir müslüman olduğunu ve asıl adının Şeyh Pir olduğunu üstad-ı azam Kadir Mısıroğlu hocamız kanıtlamıştı. Vahdettin’in, Atatürk’ü Milli Mücadele’yi başlatsın diye Anadolu’ya gönderdiği de kanıtlandı. Taşlar yerine oturuyor. Sevindirici bir müjdeyi de film içinde de bir afiş olarak bizlere vermiş oldu Mustafa Uslu. Evet, ‘’Türkish’i Dondurma’’ filmi martta vizyona girecek. Kim bilir, o filmde de ne muhteşem tarihi gerçekleri öğreneceğiz.

Bu arada sağda solda, efendim Almanlar, İngiliz ekonomisini çökertmek için sahte sterlin vermişler İlyas da buna kanmış, Brezilya’ya kaçınca öğrenmiş gibi iddialar var. Filmde kül yutmaz yiğit İlyas’ımızın bunların sahte olduğunu bildiğini ve sırf milli dava adına yutmuş gibi göründüğünü anlatıyor zaten üstat. Yine yıllar sonra Alman hükümetine hizmetinin karşılığında, sahte para aldığı için dava açıp tazminat aldığı yalanları da var. İnanmayın, İlyas gibi bir gönül ve dava adamının ne işi olur parayla pulla…

Bu muhteşem eseri eleştirmek, biz fanilerin ne haddine. Sadece Mustafa Uslu üstadımıza bir iki tarihi gerçeğimizi de anlatması ricasında bulunacağım. Biri Süleymaniye’de 4 Temmuz 2003’te askerimizin başına çuval geçiren ABD’nin Irak komutanı (sonrasında CİA başkanı olan) David Petraeus olayı hakkında. Gerçi başına gelecekleri bildiğinden sonra Türkiye’ye geldiğinde emri ben vermedim diye kendini affettirmeye çalışmıştı ama bu yetmemişti. CIA’dan yasak ilişki olayı yüzünden neden kovulduğu konusunda aydınlandınız değil mi? Bu, istihbaratımızın bir zaferiydi. Yine Ankara’da gerçekleşen Kaşıkçı cinayeti ve FETÖ hakkında da yakın zamanda Mustafa Uslu üstadımız sadece gerçekleri anlattığı bir filmle cevap verecektir, takipte kalalım… Ne de olsa gerçek tarih yeniden yazılıyor.

Sonuç olarak, Mustafa Uslu reklamcılık birikimini, sinemasına da yansıtmış. Bilindiği üzere reklamcının ürünü yoktur, ürünü pazarlama becerisi vardır. Atatürk’ü över gibi görünen film, aslında Atatürk’ü yermekte. Çünkü bir üstadımızın dediği gibi ‘’Gereksiz övgü, yergidir.’’ Atatürk’ün yalan içeren övgüye ihtiyacı yok, bizim onu hakkıyla ve olduğu gibi anlamamız yeterli.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol