Aslında film festivallerin en güzel tarafı sinema yolu ile dünyada batı dışında da toplumlar olduğunu göstermesi ve bunların dertlerinden, dünyaya bakış açılarından haberdar olmamızı sağlamasıdır. Aynı zamanda batıda olup sistemin dışında kalanların ya da muhalif olanların da sesini duymamızı sağlar.
Yine sinemayı bir düşünce aracı olarak kullanan yönetmenlerin filmleri aracılığı ile yeni bakış açıları görme fırsatı sağlar vs vs. Film ekiminde 48 filmden 41’ini görebilme fırsatı buldum. Önümüzde Boğaziçi ve Malatya Film Festivalleri var. Ancak bu haftadan itibaren görülmeye değer bulduğum
değerli bazı filmleri bu köşede birlikte değerlendiririz. Birlikte demişken de hemen geçen haftaki yazıya gelen bazı eleştirilere cevap vermek isterim. Beyaz Türk kavramını başkalarının kullandığı anlamda kullanmıyorum. Hakaret içeren bir ifade değil. Beyaz Türk’ten kastım: Bu ülkenin iyi eğitimli,
orta ekonomik sınıfa mensup ve ülkenin kültürel değerlerinden daha çok batı değerlerini bilen ve yakınlık duyan kesimini ifade ediyorum. Ki bu kavrama kısmi olarak ben de dahil toplumun aydın diyebileceğimiz geniş bir kısmını katmak mümkün.

İlk olarak sinemada uzun zamandır görmediğimiz bir eleştiriyi estetik bir dille anlatabilen İtalyan filmi ‘Mutlu Lazzaro’ ile başlamak isterim. Film 20 YY. da ancak ‘modern dünya’ ile bağı kopmuş bir köyde başlar. Sonradan anlarız ki bu kopukluğun nedeni zamanında bir sel felaketi sonrası o köyün dış dünya
ile bağlantısının kopmasıdır. Köy halkı modern kapitalist dünyada zaman dilimi olarak aynı anda yaşasa da aslında 300 yıl öncesinin feodal toplumunun kuralları ile yaşamaktadır. Bu senaryonun en başarılı ve yaratıcı kısmı. Zaten yönetmenin buradaki amacı da eski feodal düzen ile yeni kapitalist modern dünyada sömürünün karşılaştırılmasıdır.

İlk kısımda feodal dünyada sömürü anlatılmakta. Köylüler geleneklerini belli seviyede yaşamakta. Soylu marki adına köyde işlerini yürüten kahya ile birlikte pederin köye gelişi ve traktörü kutsaması gibi sahne ile eskiden de dinin feodal güçlerce kullanıldığını göstermekte. Ancak yine de köylüler belli seviyede mutludur. Çünkü soylu ile çok az muhatap olunmakta, dolayısıyla sömürü de belli seviyede gerçekleşmektedir. Köyün saf, çalışkan Lazzaro adında bir genci vardır. Lazzaro bir tür Dostoyevski’nin Budala’sının Prens Mişkin’idir. Ya da Tolstoy’un ‘İnsan ne ile yaşar’ kitabının özünü temsil eden merhamet duygusunun ta kendisidir.

Bir gün markinin oğlunun kayıp olduğunu zanneden sevgilisinin polisi araması ile bu düzen yıkılır. Köylüler modern kapitalist dünyayı temsilen şehre taşınırlar. Burada da yoksullukları devam eder ve şehrin varoşlarında evsiz ya da gece kondu tarzı yerlerde yaşarlar. Bu geçiş aşamasında Lazzaro yüksekten düşmüştür. Köylülerde ölmüş olduğunu farz ederler. Yıllar sonra Lazzaro, Hristiyan inancındaki Lazarus misali tekrar ortaya çıkar. Köylülerin yeni sömürü düzenindeki hallerini gördüğümüz bu ikinci kısımda Lazzaro, üvey kardeşi olduğuna kendisini inandıran markinin oğlunu arar ve bulur. Ona neden bu hale geldiniz diye sorunca? O da, bankalar yüzünden cevabını alır. Lazzaro’da bankaya gider. Bankadakiler halinden şüphelenir ve arka cebindeki sapanı silah zannederler. Sonrasında markinin paralarını geri vermelerini ister. Bankada bulunanlar güvenliğe gerek kalmadan üstüne atlarlar ve Lazzaro’yu linç ederler.

İşte bence filmin vurucu ve ana sahnesi de bu. Çünkü eski düzende de sömürü vardı. Kral-papalık üzerinden yürütülmekteydi ve yanlıştı. Ancak bu sömürü aslında birey üzerinde bu günlerde kapitalist dünyanın yarattığı sömürüden daha az etkiliydi. Banka sahnesi bunu gösteriyor. Eskiden markinin temsilcisi kahya aracılığı ile vs dolaylı bir sömürü söz konusuyken. Bu günlerde kapitalizmin en büyük koruyucuları ordular, polisler, şirketler değil aynı zamanda onun eğitim sistemi, televizyonlar vs ile birer temsilcisi haline getirilen bireyler aracılığı ile korunmakta.

Muhafazakar kavramları kullanarak feodal dönem ve kapitalist modern dünyada sömürü düzenini çok iyi anlattığı için festivalin en iyi filmlerinden biriydi. Haftaya İz bırakma, Savaşta ve Woman at War filmleri ile festivalin kapitalist sistem eleştirisi filmleri öncelikli olmak üzere incelemeye devam ederiz.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol