100 yıl önce bu evden sabah saatlerinde bağımsızlığa doğru yola çıkıldı!

Şişli, Halaskar Gazi caddesi üzerindeki üç katlı bu pembe ev... Özgülüğün, bağımsızlığın, Türkiye Cumhuriyet’in temellerinin atıldığı ev bu... Ne oldu burada? Nasıl oldu? Kimler oturdu? Mustafa Kemal Atatürk tam 100 yıl önce bu evden sabah saatlerinde ayrıldı. Ve şimdi 15 Mayıs’a akabinde 16 Mayıs gününe gidiyoruz. Zaman makinemiz işlesin...

100 yıl önce bu evden sabah saatlerinde bağımsızlığa doğru yola çıkıldı!

Şişli, Halaskar Gazi caddesi üzerindeki üç katlı bu pembe ev... Özgülüğün, bağımsızlığın, Türkiye Cumhuriyet’in temellerinin atıldığı ev bu... Ne oldu burada? Nasıl oldu? Kimler oturdu? Mustafa Kemal Atatürk tam 100 yıl önce bu evden sabah saatlerinde ayrıldı. Ve şimdi 15 Mayıs’a akabinde 16 Mayıs gününe gidiyoruz. Zaman makinemiz işlesin...

16 Mayıs 2019 Perşembe 14:45
100 yıl önce bu evden sabah saatlerinde bağımsızlığa doğru yola çıkıldı!

Suriye Cephesi’nden ayrılan Mustafa Kemal Paşa, Haydarpaşa Garı’na geldiğinde tarih 13 Kasım 1918’i gösteriyordu. Ayazı ayaz, Boğaz’dan esen rüzgarı jilet sert, gök yüzü kurşuniydi.

En evvela, Akaretler’de iki odalı bir evde güç bela yaşayan anacığı Zübeyde Hanım ve kız kardeşi Zübeyde’nin yanına uğradı. Hasret giderdiler. Mustafa Kemal Paşa, az bir miktar para bırakarak evden ayrıldı. Pera Palas Oteli’nde kendisine bir oda tuttu.

Pera Palas’da oda tutmasının tek bir amacı vardı. İngiliz’i Frenk’i, Cermen’i Latin’i, Rus’u Bulgar’ı envani çeşit casusu günümüz Türkçe’siyle ‘’Dış Güçler’’in topu-tüfeği Pera Palas’ta hasbihal ediyordu. Mustafa Kemal Paşa’nın de derdi bilgi edinmek ve biraz da onları rahatsız etmekti. Lakin Pera Palas’ta kalmak kolay değildi, maddiyatı ağırdı.

Yakini Salih Fansa Bey’in Pera Palas’a az mesafedeki Beyoğlu’nda buluna evinin ufak bir odasına yerleşti. Kararı kesindi. Tez zamanda Anadolu’ya intikal emekti derdi amma velakin Bab-ı Ali’nden müsaade yoktu. Bir şekilde Anadolu’ya geçecekti ama öncelikle tüm Kurtuluş planlamasını İstanbul’da tamamlamak ve alabilirse resmi bir evrakla mücadeleye başlama gayretindeydi.

Beyoğlu, İngilizler’in sıkı denetimi altındaydı. Bu sebeple bir kaç tanıdık devreye sokarak Şişli’deki Madam Kasabyan’ın evini kiraladı. Ermeni Hanım, olaya tereddütle yaklaştı. Eşi Osip Bey ne derdi? Kim bilir?

Hem bir Osmanlı subayına ev kiralıyor, hem de Çanakkale kahramanı olarak bilinen herkesin tanıdığı mavi gözlü bu adamdan çekiniyordu. Öte taraftan da İstanbul’un gayri müslimlerinin bile ‘’düşman başına’’ dediği İtilaf devletlerinin zabitlerinden çok korkuyordu.

Ee, yarın öbür gün bir kapıya dayansalar, bir sorsalar, bir yoklasalar ‘’Sen bu evi Türk subayına vermişsin’’ deseler ne diyecekti. Neyse ki kahraman subayın bu evi anacığı ve kız kardeşi rahat etsin diye kiraladığını duyunca gönlü ferahladı.

Evin stratejik konumu da ilginçti. Yolun aşağısı Frenkler’in, yukarısı İngilizler’in kontrolündeydi. Veya tam tersi. Geçmiş zaman karıştırmış olabiliriz. İngiliz ve Frenk zabitler arasında da arada sırada ufak sürtüşmeler yaşanıyordu.

Ve fakat eve gecenin bir vakti doluşan Türk subaylar dikkat çekebilirdi. Mustafa Kemal onu da düşünmüş olacak ki, anacığı ve kız kardeşinin evde olması başlarına gelebilecek çeşitli fena durumları bertaraf ediyordu.

16 Mayıs sabahına kadar kalacağı bu evin üst katında Zübeyde ve Makbule Hanımlar, orta katın bahçeye bakan odasında ise Mustafa Kemal Paşa kalıyordu. Büyük salonu toplantı odası haline getirmiş, alt katında yaveri ikametteydi.

Atatürk ve silah arkadaşları bu kısa süre zarfında üç katlı evi Kurtuluş Savaşı’nın planlarını hazırlamak için kullandılar. Pek ala lakin önce düne yani 15 Mayıs’a seyr-ü sefer edelim.

Gel zaman git zaman Mustafa Kemal Paşa, resmi görevli olarak yani 9. Ordu Müfettişi olarak Samsun’a gidiş belgesini alabilmişti ve 16 Mayıs’ta yola çıkacaktı.

15 Mayıs 1919’da hem Bakanlar Kurulu’ndaki arkadaşlarıyla vedalaşmak, hem de son gelişmeleri öğrenmek için Bab-ı Ali’ye gitti. Tesadüf odur ki; o gün bir karışıklık, bir koşturma, bir telaş ve bin bir bela geliyor der gibi... ACI KIYAMET KOPTU KOPACAK! VE KOPTU. KOPMUŞ!

O günü Mustafa Kemal Paşa’dan dinleyelim;

“Genelkurmay’dan çıktıktan sonra Harbiye Nazırı’nı, Sadrazam’ı, Dahiliye Nazırı’nı aradım. Hiç biri makamında yoktu. Toplantı halinde imişler. En kestirmesi Bab-ı Ali’ye gidip kendilerine haber vermekti.

Bab-ı Ali’ye gittim. Beni sadaret bekleme salonuna aldılar. Benim geldiğimi duyan bazı bakanların da heyecanlı heyecanlı salona geldiklerini görerek biraz şaşırdım.

Dahiliye Nazırı Mehmet Ali Bey, beni meraktan kurtardı:

‘ALLAH ALLAH… NE KÜSTAHLIK!… İŞİTTİNİZ Mİ EFENDİM! YUNANLILAR İZMİR’E ÇIKIYOR…’

Bu sözleri Bahriye Nazırı onayladı:

‘YA…!’ dedim. ‘BU DA MI OLDU?’

EVET... BEN MEMLEKETİN BAŞINA NELER GELECEĞİNİ TAHMİN ETMEMİŞ DEĞİLDİM, FAKAT KİMSEYE ANLATAMAMIŞTIM.

BAKANLARIN TELAŞI KARŞISINDA AĞLAMAK MI, GÜLMEK Mİ LAZIMDI? KENDİMİ TUTUYORDUM.

FAKAT BU EMRİVAKİ KARŞISINDA BEN ‘ALLAH ALLAH’ DEMEKTEN BAŞKA BİRŞEY DÜŞÜNMEYEN BU NAZIRLARA İBRETLE BAKIYORDUM.

SOĞUKKANLILIĞIMI KAYBETMEMEYE DİKKAT EDEREK ‘NE YAPMAYI TASARLIYORSUNUZ?’ DİYE SORDUM.

‘Protesto edeceğiz…’ cevabını verdiler.

‘’BU LAZIMDIR, DOĞRUDUR, ANCAK BİR PROTESTO İLE YUNANLILARIN İZMİR’DEN GERİ ÇEKİLECEKLERİNE VEYA İNGİLİZLERİN ONLARI GERİ ÇEKECEKLERİNE İHTİMAL VERİYOR MUSUNUZ?’’ DEDİM.

Yüzüme baktılar…

‘Fakat, başka ne yapabiliriz?’

‘BELKİ DAHA SERT TEDBİRLER DÜŞÜNÜLEBİLİR!..’ DEDİM.

‘Mesela ne gibi?’ dediler.

O zaman bir ses, eğer yanlış hatırlamıyorsam, Mehmet Ali Bey’in sesi cevap verdi:

‘Öyle hareketlere kalkarsak bize ne yaparlar bilir misiniz sen Paşa?’

‘PEK TABİİ… KALKAR BENİM YANIMA GELİRSİNİZ…’ DİYEMEDİM. DİYEMEDİM. DEMEDİM!

BAHRİYE NAZIRI AVNİ PAŞA’YA, ‘BİZİ ANADOLU’YA GÖTÜRECEK VAPUR HAZIRDIR, DEĞİL Mİ?’ DİYE SORDUM.

‘BANDIRMA VAPURU EMRİNİZDEDİR’ DEDİ.

‘’DAMAT FERİT KABİNESİNİ BU PERİŞANLIK İÇERSİNDE BIRAKARAK PADİŞAH’I ZİYARET ETMEK İÇİN BAB-I ALİ’DEN AYRILDIM”

O zamanın Damat’ını geride bırakan Mustafa Kemal Paşa, Saray’a teşrif etti. Derhal Kabul edildi. Bunu beklemiyordu. Padişahla diz dize göz göze bir konuşma yaptılar. Mustafa Kemal Paşa’nın görevleri kesindi, ‘’Görevli bulunduğu bölgelerde güvenliği sağlamak, asayişsizliğin nedenlerini belirlemek, bölgedeki silah ve cephanenin teslim edilmesi ve halkın düşmana karşı silahlandırılmasının engellenmesi…’’

15 Mayıs gecesi Mustafa Kemal Paşa uyuyamadı. Gözüne uyku girmedi. Kahve üstüne kahve içmiş, oda mavi dumana boğulmuştu. Düşünceleri vatandan vatana koşarken saray karışıklık içindeydi ki; İngilizler, Mustafa Kemal Paşa’nın görevlendirilmesini öğrenmiş ve kararlarını vermişlerdi.

Sabaha karşı okunan ezanla gözlerini açtı. Anacığının namazını bitirmesini bekledi ve bir fincan kahve istedi. Anacığı oğlunun sırtını sıvazladı, gözü yaşlıydı ama tek kelime düşmedi dudağından...

Oğlunu kaç kere göndermiştir ki; cepheye? Kaç kere şehadet mektubunun kapıya getirilişini düşünmüştü ki? Kaç kere? Kaç kere? Kaç kere?

Onu yine sağ görecek miydi? Yoksa son görüşü müydü? Meçhule bir yolculuk daha!

Kapı çalındı!

Pembe boyalı evin önünde Mustafa Kemal’i Sirkeci Limanı’ndaki Bandırma Vapuru’na götürecek aracı hazırdı.

Yakın arkadaşları da uğurlamaya gelmişlerdi. Tam hareket edecekken Bahriye Nazırı Rauf Bey, Mustafa Kemal'in yanına yaklaştı, kendisiyle görüşmek istediğini söyledi; iki arkadaş çalışma odasına girdiler. Rauf Bey, "Öğrendiğime göre senin bindiğin vapur izlenecek. Ya vapurun İstanbul'dan hareketine izin verilmeyecek ya da Karadeniz'de batırılacakmış" dedi.

Mustafa Kemal hafifçe gülümsedi; "gidersem tutuklayacaklar ya da batıracaklar, gitmezsem ne olacak? Gene tutuklayacaklar, kim bilir neler yapacaklar? Fakat vatan ve millet ne olacak? Ben gideceğim. Senin de başın sıkışırsa hemen bana katıl." dedi.

En evvela kız kardeşi Makbule, ağabeyinin elini öperek ‘’Allah’a ısmarladı’’ göz yaşlarını beyaz yemenisine sildi. Sonra Mustafa Kemal Paşa, anacığının elini öperek, ‘’hakkını istedi’’, Zübeyde Hanım, ‘’Helal kere helal olsun’’ dedi. Paşanın arabasının arkasında ‘’tez dönmesi için’’  bir tas su atıldı. Ve Şişli’deki bu güzel evden ayrıldı. Bağımsızlığına yelken açmak için Bandırma Vapuru’na yol aldı.

Galata’ya geldiklerinde Boğaziçi'nde çalışan iç hat vapurlarının büyüklüğünde, yıpranmış, eski fakat yine de bakımlı Bandırma Vapuru Sirkeci'den demir alarak Galata rıhtımı açığında demirlemiş göründü. Eğer Mustafa Kemal Sirkeci'den vapura binmeye kalkışırsa İngilizler'in yakalama olasılıkları çok büyüktü. Bu nedenle Sirkeci'ye gitmemişti. Bandırma'nın, Galata rıhtımı açığında demirlemesi tercih edildi.

Kendisiyle birlikte gelecek olan Kurmay Başkanı Kurmay Albay Kazım (Dirik), Kurmay Binbaşı Hüsrev (Gerede), Albay Arif, Dr.İbrahim Tali, Dr.Refik (Saydam), yaverler Cevat (Abbas) ve Muzaffer (Kılıç), Albay Refet (Bele) ve kalem heyetinden oluşan grup daha önce gelmişti. Mustafa Kemal Paşa, yanında gelen Rauf Bey ve birkaç kişiyle bir süre baş başa konuştuktan sonra hepsinin ellerini ayrı ayrı sıktı ve emrine verilen askeri deniz aracıyla Bandırma Vapuru’na yollandılar.

Köhne vapur, Kaptan İsmail Hakkı ( Durusu) ve yirmi bir mürettebat ile, akşamüstü demir aldı. Mustafa Kemal Paşa gemide değildi. Küçük bir kayıkla Beşiktaş kıyısından Kız Kulesi yakınlarına geçmiş Bandırma’yı bekliyordu, nihayetinde gemiye ne Sirkeci’den, ne Galata’dan binmişti. Kız Kulesi yakınlardan gemiye çıkmış oldu.

Lakin olayların cereyanı devam ediyordu. Bandırma Vapuru, Kavaklar hizasına geldiğinde durduruldu. Bundan sonrasını Mustafa Kemal'in yaveri Muzaffer (Kılıç) şöyle anlatır:

"Bandırma vapuru Kız Kulesi açıklarını geçmişti. Kavaklar hizasına geldiğinde vapur durduruldu. Bir motorla tekneye yanaşan İhtilaf Devletleri subayları güverteye çıktılar. Bizler, 'ne oluyor, bunlar ne istiyorlar?' sorusuna cevap arar ve bakınırken Mustafa Kemal, kaptana sordu:

‘’Bu adamlar niçin gelmişler?’’ ‘

’Efendim, silah ve cephane arıyorlarmış.'’

‘’Görevinizi yapınız, sonuçtan beni haberdar edin.’’

Sonra bize döndü, Dolmabahçe önlerinde demirli bulunan yabancı zırhlıları göstererek dedi ki;

‘’Bu sersem adamlar işte böyle. Yalnız demire, çeliğe ve silah gücüne dayanırlar. Maddeden başka bir şey bilmezler. Bağımsızlık ve özgürlük uğrunda savaşa kararlı bir milletin kudret ve gücünü anlamaktan acizdirler. Biz silah ve cephane değil, ülkü, inan dolu kafa götürüyoruz.’’

19 Mayıs 1919 sabahı altı sularında Samsun’a çıktıklarında Mustafa Kemal’in 18 subayı vardı ve henüz 38 yaşındaydı.

Yazan: Murat Nedim

Şişli'deki ev ise Cumhuriyet sonrası Erzurum eski Milletvekili Tahsin Uzel tarafından satın alındı.

1927 yılında İstanbul Belediyesi Tahsin Uzel'den bu evi aldı.

1942’de İnkılap Müzesi olarak düzenlendi.

1908 yıllarında yaptırılan ve Atatürk Evi olarak tanınan bu müzeyi Pazartesi günü dışında

her gün 09:00-16:00 saatleri arası açık ve ücretsizdir.

Son Güncelleme: 16.05.2019 18:49
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol