Tragedya Antik Yunan’a uzanan bir tür tiyatro türü. Bu türün sinemadaki başarılı çağdaş yorumlarından biri olan John Wick serisinin üçüncü ilmi de gösterime girdi. Başarılı mı? Benim gibi aksiyon filmlerine, hatta Holywood’a mesafeli duran biri için bile başarılı. Çünkü John Wick tüm seri boyunca bir şeyler anlatmaya çalışıyor ve anlatmak istediği konuyu da günümüz seyircisinin izleyebileceği bir formatta sunuyor. Hız çağında yaşadığımız gerçeğine uyumlu, bilgisayar oyununda düşmanlarını sürekli öldürerek level atlayan yeni nesile uygun hiç durmayan bir aksiyon ile üstelik…

Bu gerekli mi? Bir şeyleri anlatmak için biçimden ödün verilmeli mi? Bu soruların cevabı hayata bakış açınıza bağlı. Benim yaptığım film halktan çok festival jürileri ve dar bir entelektüel çevre tarafından beğenilsin, gerisi önemli değil diyorsanız elbette gereksiz. Ancak bu durumun kötü tarafları da var. Filminizi dar bir çevrenin insafına bırakıyorsunuz. Böyle olunca da onların hoşuna gidecek şeyler yapmaya çalışarak kendinizden taviz veriyorsunuz. Diğer taraftan da John Wick serisinde olduğu gibi, jürilerin değil de halkın gönlünü kazanmak için onların istediği şeyleri vererek filminizi yaşatmaya çalışıyorsunuz. Nasıl mesela? Bu serideki gibi bol aksiyon kullanarak ya da Mahsun Kırmızıgül, Çağan Irmak filmleri gibi bol dram, hatta duygu sömürüsüne başvurarak, Şahan Gökbakar ve benzeri yerli komedilerde olduğu gibi bel altı espiriler vasıtasıyla...

Her iki yolun da bana göre fazla farkı yok. Çünkü biçim sağlam bir özden kaynaklanmıyorsa, mevsimlik otlar gibi kaybolup gider. Yine de bir sonraki mevsim yeni otlar çıkar çıkmasına ama bu otlara kimse bir kişilik yüklemez. Oysa çınar ağaçları öyle midir? Bursa İnkaya’daki çınar ağacı 600 yıldır var. 600 kez yenilenen ot görmüştür ancak hiçbir ot bir kişilik kazanmamıştır, çınar ise o bölgenin simgesi haline gelmiştir.

Gelelim John Wick’in tragedyasına. John Wick tam bir mitolojik evrende yaşamaktadır. Bir tarafta Olimpos tanrıları misali Şura üyeleri vardır, bir tarafta tanrılar ile yarı tanrıların kavgalarından bihaber; AVM’lerde, sokaklarda, parklarda öylesine bir dekor olarak bulunan sıradan insanlar. John Wick bir yarı tanrıdır. Bir açıdan var edemeyen ama yok eden tanrılar dünyasının tetikçisidir. Öte yandan, ölen eşinin yasını tutmak isteyen, öldürülen köpeğinin intikamını almaya çalışan, gayet sıradan insani özellikleri olan biridir.

Tanrılar dünyasını temsil eden şuranın her tanrı misali kuralları vardır ve kuralları ihlal edenler için de cezaları! John Wick de tanrılar dünyasının mabedi olan Continental Otel’de kan dökmek günahını işlemiştir ve bu haliyle de tanrıların gazabını haketmiştir. Yunan mitolojisi misali tanrılar da kendi aralarında tamamen uyumlu değildirler. Her yarı tanrı gibi John Wick de bu dengelerden yararlanarak gazaptan kurtulmaya çalışır.

Ancak mitolojiden beslense de kapitalist dünyanın en önemli gerçeği olan kar elde etme özelliği gereği John Wick ölmez çünkü olgunlaşmış kapitalizm altın yumurtlayan tavuğu  kesmeyecek kadar uyanıktır. Ta ki seyirci doygunluğa ulaşıp da tavuğun öleceğini hissettiği zaman keser, son bir kâr için.

Filmdeki Continental müdürü ile şuranın temsilcisi hakem arasındaki pazarlık sahnesinin ayrıntılarına dikkat edin. Devletler ve örgütler filler misali tepişirken sıradan insanların ezilen çimenler olduğunu göstermesi açısından anlamlıydı. Irak’ta ya da dünya savaşlarında ölen milyonlarca insan misali…

Film bir parça da güncel ülke siyasetine benziyor. John Wick dahil olduğu sistemin kurallarını ihlal etmiştir. Bizdeki iktidar da bağlı kaldığı kapitalist dünyanın kurallarını ihlal etmiştir. Kapitalizmde en büyük günahkarlar sosyalistlerdir. Çünkü oyuna dahil olmaz ve yemezler. Bu yönüyle sosyalistler kapitalizmin kafirleridir. İkinci en büyük günahkarlar ise oyuna dahil olup, tek başına yiyenlerdir. Buradaki yemekten kasıt, tüm gücü tek başına elinde bulundurmaktır. İktidar ülkede hep tek kişi tarafından perde önünde temsil edildi. Ancak eskiden bir koalisyon hali söz konusuydu. Arınçlar, Güller gibi... Şimdilerde ise damatçılar ve şehzadeciler diye nihayetinde aynı yere çıkan klikler var. Bu gücün tekelleşmesi kapitalizmin en sevmeyeceği şeydir. Sonuç ne mi? Bahçeli’nin bir Anadolu gezisinde, elemanın birinin kurt misali uluması sonrası, yanına çağırıp adama ‘’Artık ocaktan değilsin’’ demesi misali iktidarın yakında ‘’Kapitalist ocaktan atılması" an meselesidir...

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol