HaberlerTenkitten arzuhalciliğe

Tenkitten arzuhalciliğe

Ehl-i tenkite dokunuyorum:) Ve de kutsal “sanatçıya”. Affola!Tenkide sağır olduk! Tenkide sağır olduk! Tenkide sağır olduk!.. Sadece bu cümleyi yazıp başka cümle yazmasam? Yine sağır kalacak herkes. “Akşam, yine akşam, yine akşam” diyen şair gibi, bu cümle de unutulup gidecek…

- R E K L A M -

Tenkitten arzuhalciliğe

                                          

Farkında mısınız? Son yıllarda uydurulmuş  fiyakalı meslekler büyülüyor nedense.  Altını doldurmadan, kaçarken göçerken, emek harcamadan sadece “ol!” denildiğinde oluveriyorlar. Bunları ‘olduranlar’ da yaşını başını almış kişiler olarak,  başlarını yastığa koyup rahat uyuyabiliyorlar mı merak ediyorum! Büyük “sanatçı-ların” arzuhalciliğine soyunan sanat yazarlarının bazıları oturup düşünsünler ağlanacak hallerine.  Karıştırıyorlar kendilerini herhalde  arzuhalcilerin en büyüğü,  en ünlüsü  Kemal Sadık Gökçeli ile…  

 Bir dernekleri vs. varsa da  oturup tartışsınlar bunları.  Malum ekonomik kriz-ler hepimizi  sarsıyor. Keşke zamlı tarifelere  ayrılan zaman kadar bu  gibi meseleler de  masaya yatırılsa, ben de işimi gücümü bırakıp  bütün bunları dert edinip,   dile getirmek  zorunda kalmasam. Grandiose damarım kabardı:)  Keşke herkes kendi alanı ile ilgili özeleştiriyi,  “Kol kırılır yen içinde kalır” mantığıyla örtmese, gizlemese. Tenkit edebilse…  Ama sıkabilir bu tabii… Hem sıkılmanın alemi var mı  üç günlük dünyada (!)

Gerçek “sanatçıysa” zaten oturur Leonardo’dan   Kandinsky’ye,   Sokrates’ten  Lukacs’a     ve günümüze  işin ıcığını-cıcığını  çıkartıp ortaya koyar!  Size de onun açtığı, ilham alıp verdiği  ‘sanat eserlerini’  izlemek, yorumlamak düşer.  Ama önce bu iş  “sanatçıya”    düşer. Kapalı devre top çevirenlere  değil!  Sözde ehl-i tenkit  arasında eleştirimsi paslaşmalar  yaparak hiç değil!     

Eleştiri demişken,  geçen gün  son derece içimi acıtan  bir şey oldu.    Değerli bir eleştirmen bir videosunda  kendisi tarafından kotarılmış bir “sanatçı”  katalog-kitabından    bahsediyordu.  Üzerinde  durulması gereken  çok çok önemli bir konuydu bu. Ayrı bir başlık halinde irdelenmesi, konuşulması gereken!..  Videoyu yanlış anlamadıysam, ki defalarca izledim, kendisi   tarafından toparlanıp, kaleme alınmasına rağmen, basılmış olan kitabın ne künyesinde ne de kaynakçasında  ismine yer verilmediğini,   sanatçıyla birlikte  yapılan bu çalışmada “sanatçı”nın  sadece kendi ismini kullandığını belirtiyor,  ve onun “sen uygulamadan anlamazsın”  sözünden çok etkilenmiş  olduğunu dile getiriyordu.    Ve devam ediyor:  “…ve kitabı sanki ben yazmamışım gibi davranıyor.”   “…tamamen her şeyiyle benim  kaleme aldığım kitabın provasını bana okutmadı Hoca…”   İnanamıyorum!  Başka var mıdır acaba? Çok üzüldüm ve utandım sanat adına.  Akademisyen  veya akademisyen-sanatçı olan  biri  nasıl yapar böylesi bir şeyi! Sizler kalem emekçilerisiniz.  Bu “sanatçılara”  bu yaptıkları şeyin  ‘plagiarism’ (başkasının eserini çalmak) olduğunu hiç kimse hatırlatmadı mı?  Keşke bir özür dilenseydi. 

İnsanların onur ve gururlarıyla  sanat alanında da oynanıyor ne yazık ki. Kimlerin  işleri bu hallere getirdikleri de malum. Eskiden başlayarak,   silsile halinde günümüze geliniyor.

 Bakın, içeriden  bilgi veriyorum akademik bir dil kullanmadan. Ender rastlanan bir  şeydir bu değil mi?   Umarım çoğalır da…  Sırf insanları  bilinçlendirmek, yeni başlayacak olanlarda da  bilgi ve farkındalık yaratıp hayal görmemelerini sağlamak için. Alan bu!  Şu anda piyasadaki plastik sanatlar alanında  yapılan işlerin  çoğunun teorik ve pratik  altyapısının oluşturulması bir haftadan  fazla sürmez zaten.   Piyasada dönen, gözümüze sokulan  bu düzeydeki işler için  bu söylediklerim.   Tepkiler gelebilir.  İşin ucunda para var çünkü.   Açacağım. 

“Ben büyük sanatçıyım!”

“Değilsiniz! Büyük sanatçı öldü!”  Çok oldu hem de. Öncüllerimize dönüp bakalım.  İşin teorisini, pratiğini ortaya koyup,  göçüp gitmiş güzel insanlara…

Aynaya bakalım hepimiz. Yalan söylediler! Yalan söylediniz!  Yalan söyleniyor! Sanatçı  dediğimiz  kişiler böylesi davranışlarda bulunmaz çünkü. Gerçekten merak etmekteyim. Kaç kişi kitap-katalog  yazdırıp, yazarın ismi yerine kendi “sanatçı”  ismini yazdırdı?  Yine merak ettiğim bir şey daha var. Gölge yazar veya parayla tez, makale yazan kişiler yazın emekçisi sayılır mı sayılmaz mı? Arzuhalcilik yapan sanat yazarları  parayla tez, makale yazan  birine göre daha mı etik bir duruş sergiler?

Bu günleri de mi görecektik? Özür dilemeyeceklerdir muhtemelen bu kişiler.  Yere inemedikleri için. Açık olmak gerekmez mi? Elini görelim herkesin.  Hem benim için birisi kitap yazacaksa,   yazar olarak kendisinin adı olur. “Sanatçının”  değil.  “Yazan…. ”     “… adlı sanatçının kataloğu, kitabı” vb. 

Kimse  kusura bakmasın!  Yeterince kamuflajlar,    mistifikasyonlar  falan yapılıyor birtakım “sanatçı”lar  tarafından. Bir kere şunu anlasın bu alanda  “büyük sanat” yaptığını iddia eden:   Plastik sanatlar alanında ki diğer alanlar da aşağı yukarı aynıdır, neyi koysan,  ilgili eleştirmen,  yazar,  medya   güzellemeleri ve “sanatçının”  akıtacağı paranın miktarı oranında bir ün ve servete  kavuşturularak “sanatçı” olabilir.  Herkes yani.  Yani bir zamanlar “Unkapanı’na düşmek” olarak tabir edilen  ve müzik-sahne için kullanılan, uygulanan kıstasların tamamını, hatta daha da fazlasını ‘plastik sanatlar’ için de geçerli sayabiliriz.  Hem daha kolay yoldan.  Kendi ayağıma mı sıkıyorum dersiniz?  Eh! Pek işimi bildiğim de söylenemez. Nabza göre de şerbet veremedim hiç!  Niye böyle olduğuma dair  bu yazıyı tamamlayınca bir uzmana gidebilirim belki. Doğruyu söyleme “hastalığından” muzdaribim diye:)    Bu yaşa kadar deneyimlediklerimi kısmen aktarıyorum.  Ha derlerse ki hiç bir sorun yok! Pür-i pak her şey. Asayiş berkemal!   Bu da onların görüşü.   Evet! Sadede gelsin, elini varsa vicdanına koysun, konuşsun herkes. Büyük büyük vaadler verilip kandırılmasın gencecik insanlar.  Boğaz tokluğuna bilmem hangi narsistin   emir eri  olarak görülüp,  ucuz işçi olarak sömürülmesin!  Bu genç insanların önünde koca bir ömür var.  Buralarda  bu işlerin cılkı çıkmış çünkü!   Çıkartılmış!  Liyakat zaten hak getire de, ne planlama ne de istihdam var!  Diğer alanlara girmiyorum bile. 

Evet! Son basına yansıyan  vakalardan da  görüleceği üzere iş tamamen spekülatif.  Sanat  hariç,  yıkama, yağlama, cilalama, aklama  ne isterseniz var…   Örümcek ağı  gibi.  Her tarafı kaplamış durumda. 

 Yalnız unutmadan,  bir konunun altını kuvvetle çizmekte  de fayda var.  Baştan itibaren anlattıklarım  bu alanın tamamını kontrol eden, daha doğrusu ettiği zannına kapılarak  büyük bir kitleyi yönetmeye çalışan küçük bir azınlıkla ilgili.  Tıpkı diğer alanlarda olduğu gibi. Küçük bir azınlık büyük bir kitleyi yönetiyor. Ve  insanlar bu küçük azınlığın yapıp ettiği şeylerin  tüm camia için de geçerli olduğu  fikrine kapılıyor. Bir defa, ülkemizde sanatla uğraşan hiç kimse  bu bir avuç kitlenin standardında falan yaşamıyor!  Ama algı bu olunca insanlara bunu anlatıncaya kadar canınız çıkıyor. Siyasi bir perspektiften at gözlüğü ile bakmıyorum.   Bakmayacağım da temel sorunlar söz konusu olunca.  Hiç kimse de perdelemeye ve gölgelemeye çalışmasın “loji”  leri  ardına takıp, torbalara tıkıp, ağzını da sıkı sıkıya büzerek!   Bu bir avuç kitle , içlerinde sanatçısı, eleştirmeni, galericisi, derneği, akademisyeni, iş insanı ki bazen de taban tabana zıt siyasi görüşe falan sahiptirler ama asgari müşterekte  ortaktırlar, bir araya gelip o andaki konjonktür neyi gerektiriyorsa   görev dağılımlarını yaparak piyasaya salıyorlar  adamlarını.  İnsanların tüm okumaları buna göre şekilleniyor ne yazık ki. Dolayısıyla bütün bir sanatçı kitlesini kastetmiyorum. Parça bütün ilişkisi  böyle kurulmuş çünkü.   

Acil olarak  tenzil-i rütbeye ihtiyaç var alanda. Ki bu insanlar bu kadar şımarmasın.   Şımarıklığa narsisizm eşlik eder genellikle.   Bu bir sanatçı için,  yaratıcı süreç haricinde  çok tehlikeli bir şeydir çünkü.  Hele hele dozu  aşmış  ‘overdose’ olmuşsa vay onunla yaşayıp iş yapmak,  “sanat” yapmak zorunda olan insanların haline!  

 Tenzil-i rütbe sonrasında kimler kaldıysa ortaya çıkar veya çıkmaz.  Kendi bilecekleri iş.  Ama içeriden kişilerin yaşanılan şeyleri dile getirmeleri şart!  Sizlerden de bekliyorum:) Aksi halde  bu alanda  birkaç iflah olmaz narsistin  iki dudağından çıkacaklara bakar bakar dururuz…  Narsisizmin  tam tedavisi  var mı bilmiyorum. İlgili uzmanlara sormak lazım. Hastalık falan değil diyebilir bazılarınız. Bunu tartışmıyorum bile. Alanın literatürüne ve örnek vakalara  bakıldığında  ne denmek istendiği anlaşılacaktır.  Etrafındakileri parçalayıp, darmaduman etmesi yetmiyor, üzerine basıp çiğneyip geçiyor bu şahıslar.   Bu bir “sanatçıysa”  olacakları  anlatmaya çalışıyorum… Yani kitaplarını da yazdırır. İsminizi de siler. Canı isterse karalar ya da karalatır da. Yani itibar suikasti falan…  Ne karışırsınız keyfine değil mi? Kutsal bir haleye bürünüp istediği ahkâmı keser!  Canım sıkıldı yine. Yazı da beni rahatlatmıyor artık.  Bunlardan bahsetmemeliydim belki. Ama hiç unutmuyorum ki… 

  Akademisyenden sanatçı olur mu olmaz mı  konusunu ise “realist estetikle” harmanlayarak  ya da onu baz alarak  başka bir yazıda açmaya çalışırım belki.    Önemli bir konu çünkü.  Bunu sonraya  bırakıp  devam edeyim…

Öğrenciliğimden beri  kimi akademisyen sanatçılarla ilgili şöyle bir şey dolaşır etrafta hep: eski kuşaktan başlayarak  akademisyen-sanatçı,   intihâl  gibi alanın  hayati sorunlarına, teorik ve pratik atölye eğitimine, kendini geliştirmeye, kurumunu öğrencilere    bir şeyler  öğretme yerine,  özel atölyesi olarak kullanmamaya, öğrencilerine, asistanlarına kendi özel işlerini  yaptırmamaya, kurumunu geliştirmeye, “ben profesörüm”  diyerek  mobbing   uygulamamaya dikkat etseydi,  alandaki  bu sorunlar  belki de  katmerlenerek bugünlere gelmezdi.  Kısmen katılıyorum. Yalnız şunu ekleyeyim: aynı zamanda “sanatçılığa da  soyunuyorlarsa, isimlerinin önündeki akademik ünvanları  asla kullanmamaları gerekiyor. Bu işler yeterince ayağa düşüp    kiçleşti    zaten!  Kime ne sizin akademik ünvanınızdan! Sanatınızla, yapıp ettiklerinizle konuşun!.. Benzer durum diğer alanlarda da var. Sırf açık oturumlarda,   isminin önüne  Dr. yazdırmak için  doktora yapanları da gördük. Parayla. En vahimi de parası var ama vakti yoklar için de her türlü hizmet sağlayıcıların olması. Parayla tez yazıp bunları Dr. yapanlar yani. Ne de meraklıyız! Üniversite giriş sınavlarında  ha gayret deyip biraz daha çalışsaydınız  ve de gençliğinizin  on beş yılını bağlasaydınız  muvaffak olabilirdiniz oysa:) İşi ucuzlatmayın! Yeter!  Veya Dr.  orkestra şefi. Dr. bilmemne….  Olacak şey değil!    Bir defa, belli alanlar dışında ki zorunludur ve hak edilmiştir genellikle, ünvanmünvan verilmemesi gerekir.  Astrolog bile Dr.  astrolog… ünvanını kullanıyor.  Daha temel sorunları çözememişiz.  Bunlara sıra bile gelemiyor işte!  Oturup kıyısından da olsa yazmak zorunda kalıyorum.

Dağıtmayayım. Bilmek, öğrenmek isterdim. İsmi kendi hazırladığı sanatçı kitabında geçmeyen eleştirmen, sanat tarihçi, sanat yazarları var mı başka başka?  Varsa  muhtemelen  “sanatçı” tarafından dayatılan, bu son derece onur kırıcı, etik olmayan isteğin ki bu noktaya biraz açıklık getirmekte fayda var: ister sanatçı, ister eleştirmen, sanat yazarı,  tek taraflı veya karşılıklı böyle bir bağlantıya girebilir.  Bu dünyanın  çoğu  yerinde de böyledir. Açık olmakta fayda var.  Buradaki sorun,  yazın emekçisi kişinin  içine düşürüldüğü durum. Bir defa kendi yazdığı metinler  “büyük sanatçılar” tarafından  vicdanları sızlamadan alınıp kullanılıyor, isimleri bile  zikredilmiyorsa,    büyük- küçük sanatçılar bu işi derhal bıraksın!  “Sanatçı”  emek   sömürüsü  yapan, tahakküm kuran  efendi konumundan yere insin; eleştirmen de gerekirse “organik tarım” yapsın ama  “gölge yazarlık” hikayesi ile ilgili  sanatçı-ların  büyüklenmeci  tavırlarına maruz kalmasın!    Öncelikle  kendi metnini, görüşünü  ortaya koysun “sanatçı”. Çok daha sonra da işleri olgunlaşıp,  özgünleşip,  çalıntı, aşırma falan da olmadığı kanıtlanınca  emeğini de sömürtmeden yapsın bu işi. Belki yapabilir oturup düşünüp taşınıp, okuyup, araştırırsa. Ama zaman yok!  Seri üretimin, satışın  aksamaması gerekiyor.  Hem niye yapsın bu işi? Yeri geldiğinde  bunları   kolaylıkla yaptırabileceği insanlar var çünkü. Oturup masa başında,  hareketsizlikten yazı yazıp ateroskleroz olacak değil!  Hem spor ve eğlenceye de zaman ayırması gerekir:)   Aksi takdirde  95+ ları göremez değil mi?    Bir gazetecimizin tabiriyle bu “azgın tekeler”  hangi takviyeleri alacaklarını düşünüp dururken, az sayıda hemcinsim de   bunlara  hizmette nasıl kusur etmeyebilirimin peşinde. Utanıyorum. Onlar için mücadeleyi bıraktım artık. “Gönüllü katılımcılık” apayrı bir şey çünkü.  Yapacak bir şey yok!  Olaylara bütüncül bakalım değil mi?

Ama yalıda oturan tekneli “sanatçı”  ile parasız sanatçıya da aynı fiyatı uygulamasın dernek vd.  tarafından.  Kurunun yanında yaş da yanıyor burada. Olan iyi sanatçıya, eleştirmene oluyor. Bu  işlere gönül  vermiş insanlar,  bu ayak oyunlarını, manipülasyonları, nitelikli üçkağıtçılıkları  haketmiyor. “Sanat” kisvesi altında son derece profesyonel nitelikli dolambaçlı şeyler almış başını gidiyor… Ne gören var,  ne de görüp dur diyen… Devletimizin ilgili kurumları da  bu işlerle işgili uzmanlarına  başvuruyorlardır belki;  lâkin   bu  kişiler  bu düzeyde sorgulama yapabilecek düzeyde, donanımda olmayabilir çeşitli nedenlerle. Olsaydı pratiğe yansırdı;  ben ve benim gibiler yani ayakları bu topraklara basanlar da bunları hiç konuşmuyor,  yazmıyor olurduk.  

Müzik alanında da benzer bir  durum yaşandı!   İsim vermeyeceğim. Bu alanlarla ilgili  olan kişiler  zaten kimlerden bahsettiğimi anlayacaklardır. Temmuz 2022’de.   Bu işlere yıllarını vermiş müzik yazarı-eleştirmenimiz  ve   adını uluslararası  arenada da sıklıkla duyuran müzisyen sanatçımız arasında;   polemik de olsa, oldukça düzeyli, bir tartışma yürütüldü.  Olması gereken de buydu.  Eleştirmen de sanatçı da dokunulmaz değildir nihayetinde.  

Yukarıda bahsettiğim gibi ne yazık ki ülkemizde sanatçıyı “tepelere” medya ile birlikte  genellikle bazı eleştirmenler getiriyorlar. Bu da ayrı bir yazının konusu.   Çoğu kez müziği teorik alanda icracıdan daha iyi bilmelerine  rağmen de  uygulayıcı olmadıkları, dolayısıyla da  icraları ile ilgili eleştiriyi  yapma hakkını onlara ve diğer müzik yazarlarına, eleştirmenlerine  tanımıyorlar bu sanatçılar.  Kuşkusuz müzik alanındaki pratik, plastik sanatlardan çok farklıdır. Birinde, yani klasik müzikte  yetenekle birlikte ustalaşma yıllar alırken, diğerinde  özellikle ülkemizde haftalar içinde şu andaki mevcut düzey yakalanabilir. Dürüst olalım ve kendimizi kandırmayalım yine. 

 Yukarıda bahsettiğim ‘plastik sanatlardaki’  durumun benzeri.  Bizim alanda unutulan şey şudur:  İyi bir eleştirmen iyi bir  sanatçı olabilir; iyi bir sanatçı da usta bir eleştirmen. Bu

es geçilir hep: genellikle de kendi alanında iktidar kurmak isteyen “sanatçılar”  tarafından. “Sen uygulamayı ne bilirsin?” Haddi aşan konuşmalar…  Eğer bilmiyorsa uygulamayı,  senin hakkında o kitabı nasıl yazıyor Abi?  Uygulamayı bilmeyen bir eleştirmen yorum da yapamaz! Yani en az ilgili  sanatçı kadar resim yapmayı biliyordur plastik sanatlar alanı söz konusu ise.  Emin olun!  İyi eleştirmen ama!   Üst seviyeden bahsediyorum.  İsim vermeyeceğim. Dünyadan örneklerle başka yazıda açacağım. 

Konuyu dağıtmayayım ama şunu söylemeden geçemeyeceğim; bu seviyelerde olan bir eleştirmen  resim yapmak  istediğinde  en fazla bir haftalık  bir pratikle   halihazırdaki  çoğu “sanatçıdan”  daha iyi  olabilir zaten.  Uygulaması basit.  Aynı zamanda da yükseköğretim kurumlarındaki  sanat alanlarında,  lisanstan  post doktoraya  kadar verilmekte olan   eğitim-öğretim seviyesinde  bir aylık bir kurs da bunu sağlar, ilgili, istekli kişiler için.  Abartılmasın mesele!  Kimse de kimseyi kandırmasın!   Her şey  ortada!  Onca masraf, emek, zaman. Ne oluyor? Hiç!  Koca bir hiç.  Genç işsizler ordusu. Sonra da nitelik kaybından söz et.  Birincisi,  bu  genç insanlar gerçekten  çok isteyerek mi  tercih ediyorlar yetenek ile girilen bu kurumları?  Yoksa  bazıları üniversite sınavlarındaki tercih hatalarından mı seçiyorlar.  Dahası  eskiden beri bu yetenek sınavlarında ne tür manipülasyonların olduğu da  ortada. 

Elemelerin daha farklı olması gerekiyor artık. Yetenekli-yeteneksiz ayrımı kaldırılarak özellikle. Seçicilerin seçilmesi en kritik nokta benim yöntemimde.   Daha önce, sil baştan ele almak lazım  sanat eğitiminini ,  derken  bunların da açılıp, üzerinde tek tek durulması gereken konular  v.b. olduğunu  kastetmiştim.  Yetenek sınavları dahil, bir dizi önemli meselenin  akademi dışından uzman kişilerle ele alınıp raporlanarak ilgili yerlere ulaştırılması gerekmekte. Dikkate alınır ya da alınmaz.  Bu topraklardan başlatılıp  genişletilerek…  insanlar başka şeylerle meşgul edilmezlerse bu rahatlıkla yapılabilir.   

 Eleştirimiz adına sevindirici  olan  ise,  eleştirilmez, eleştirilemez olan   müzisyen, ressam,  “sanatçı”  eleştirilebiliyormuş!   Son zamanlarda  çok fazla görmediğimiz. Göklere çıkartılan, uçan bir “sanatçı” kitlesi… Çıktıktan, çıkartıldıktan sonra da ün, şöhret delisi olarak ayakları bir türlü yere basmayan! 

 Oysa  sahne tozu  falan  yuttuktan sonra,  daha mütevazı olarak  hatırlamaz mıyız  büyük ustaları. 

Son derece   rijit  davranılan     küçük- büyük    networklerin  içinde  sayın  ilgilileri “eleştirmenin”  eleştirilemezliğine,  “sanatçının” dokunulmazlığına dokunmaya davet etmek lazım.  Ki bu idealleri uğrunda  hayatlarını  ortaya koyanların kemikleri sızlamasın!.. 

Andığımız eleştirmen-sanatçı polemiği türünden tartışmaların şimdi yapılıyor olması oldukça dikkate  değer.  Bu olayın bana  gösterdiği şey, artık sanat yazarı-eleştirmen dostlarımız, yazın emekçilerimiz  yavaş yavaş bu işleri sorgulamaya başlayacak ve başka başka  “gölge yazar” olarak adı anılmayan, aslında bir anlamda  ilgili ‘sanatçının sanatını’ da icra eden eleştirmenlerimiz için  de hak yerini bulacak!

Son günlerde önemli bir mizahçımızın  söylediklerine, yapıp ettiklerine daha fazla  dikkat kesiliyorum.  Yıllardır gerek kendi ülkemde, gerekse tüm dünyada mizah ve mizahçının   durumuna  bakarak  o ülke ile ilgili bir   fikir edinmeye çalışırım. Hem mizahı kim sevmez?  Dahası  analizimiz  en dolaysız  şekilde yapılabilir kılındıkça  iyi hissediyorum.  Anladığım ise şu şimdiye kadar: bir coğrafyada aynı  koşullar altında yaşayan, benzer etki-tepkilere maruz kalan insanlar  için, eğer ortada bir sorun varsa bu herkes tarafından biliniyordur. Bunun için yüksek bir zekaya, müneccim olmaya falan  da ihtiyaç yoktur!  O halde yine şu noktaya geliyoruz  yine: ya asayiş berkemal  ya da herkes yalan söylüyor. 

 Kanımca mizah da, müzik ve sanat da toparlanabilir. Önce kendimizden başlamak üzere ısrarla eleştirirsek, eleştiriyi kan kaybına uğratmazsak…. Eleştirmeni, o yazın, kalem emekçisini küstürmezsek…

  Ehl-i tenkit affetsin sürç-i lisan ettiysem. Sanatçı zaten affeder.  Onun sözcüsü olduğum için.  Varsa kalkıp söylesin, yıllardır bu işler farklı yapılıyor, sen yanlış anladın diye. Durum bu.  Konuşacak o kadar çok şey var ki. Küçük bir giriş yapalım istedim. Devam ederim belki başka yazıda. İlgi ve ihtimamınızı esirgemez ve alanın sorunlarına eğilirseniz  ve de her şeyden önemlisi “doğruyu söylerseniz”  neden olmasın!  Tek başıma mı bırakacaksınız beni! 

Jale İris Gökçe

Temmuz 2022 Kandilli

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Son Dakika

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’ndan F-16 açıklaması: Kullanamayacağımız ürünü niye alalım?

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu için New York'ta bulunan Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu F-16 görüşmeleri ile ilgili olarak yaptığı açıklamada "Elimizi kolumuzu bağlayan bir anlaşma içinde olmayız. Kullanamayacağımız ürünü niye alalım?" dedi.

Selahattin Demirtaş ve Selçuk Mızraklı İran’daki protestolara destek için saçını kazıttı

İran’da ahlak polisinin gözaltısı esnasında Mahsa Amini’nin yaşamını yitirmesinin ardından başlayan gösteriler devam ediyor. HDP’nin eski eş genel başkanı Selahattin Demirtaş ve hücre arkadaşı Diyarbakır’ın görevden alınan belediye başkanı Selçuk Mızraklı, İran’da gerçekleştirilen protestolara destek verebilmek adına saçını kazıttı.

Türk Eczacılar Birliği: Sesimizi duymazdan gelenlere meslektaşlarımızla tek yürek seslenmek için meydanlardayız

Türk Eczacılar Birliği (TEB), ekonomik tehdit altında olduklarını, en temel giderlerini dahi karşılayamadıklarını ve ecza depolarına borçlarını kredi çekerek ödemek zorunda kaldıklarını ifade ederek 16 ekim günündede Türkiye genelinde eylem yapacaklarını duyurdu.
- R E K L A M -

İlginizi Çekebilir

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’ndan F-16 açıklaması: Kullanamayacağımız ürünü niye alalım?

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu için New York'ta bulunan Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu F-16 görüşmeleri ile ilgili olarak yaptığı açıklamada "Elimizi kolumuzu bağlayan bir anlaşma içinde olmayız. Kullanamayacağımız ürünü niye alalım?" dedi.

CHP Sözcüsü Faik Öztrak: Sarayın talimatıyla Merkez Bankası, faiz silahını saraya teslim etti

Cumhuriyet Halk Partisi Sözcüsü Faik Öztrak, gündeme ilişkin paylaştığ ıyazılı açıklamasında, Merkez Bankası’nın faiz indirimlerini başlattığı 23 Eylül 2021 tarihinin üzerinden bir yıl geçtiğini anımsatarak, "Sarayın talimatıyla Merkez Bankası, faiz silahını saraya teslim etti. O günden bugüne milletimiz gün yüzü görmedi" dedi.

Selahattin Demirtaş ve Selçuk Mızraklı İran’daki protestolara destek için saçını kazıttı

İran’da ahlak polisinin gözaltısı esnasında Mahsa Amini’nin yaşamını yitirmesinin ardından başlayan gösteriler devam ediyor. HDP’nin eski eş genel başkanı Selahattin Demirtaş ve hücre arkadaşı Diyarbakır’ın görevden alınan belediye başkanı Selçuk Mızraklı, İran’da gerçekleştirilen protestolara destek verebilmek adına saçını kazıttı.

Türk Eczacılar Birliği: Sesimizi duymazdan gelenlere meslektaşlarımızla tek yürek seslenmek için meydanlardayız

Türk Eczacılar Birliği (TEB), ekonomik tehdit altında olduklarını, en temel giderlerini dahi karşılayamadıklarını ve ecza depolarına borçlarını kredi çekerek ödemek zorunda kaldıklarını ifade ederek 16 ekim günündede Türkiye genelinde eylem yapacaklarını duyurdu.
- Advertisement -spot_imgspot_img

Çok Okunanlar

Gazeteci Erk Acarer duyurdu: Sedat Peker’in danışmanı Emre Olur için Arnavutluk’taki avukatlar devreye girdi

Sedat Peker’in 'basın danışmanı' Emre Olur’un Türkiye’ye getirildiğini Twitter hesabı aracılığıyla paylaşan gazeteci Erk Acarer, daha sonra Emre Olur'un İstanbul’da değil, Arnavutluk’ta havalimanı nezaretinde olduğunu paylaştı.

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ: Hepsinin ortak hedefi cumhurbaşkanımızın yürüyüşünü durdurmak

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, cumhurbaşkanlığı seçimine yönelik olarak yaptığı değerlendirmede, "Biden'ından, Macron’una 7 düvel bir araya geldi 2023’e kilitlendi. Hepsinin ortak hedefi cumhurbaşkanımızın yürüyüşünü durdurmak" ifadelerine yer verdi.
- Advertisement -spot_imgspot_img

Bunlar da ilginizi çekebilir
Sizin için seçtiklerimiz