İstanbul Barosu Başkanı Durakoğlu: Talimata göre hareket ediliyor

İstanbul Barosu Başkanı Mehmet Durakoğlu gündeme ilişkin yaptığı dikkat çeken açıklamasında, “Bugün Türkiye’de hiçbir davayı kestirebilmek mümkün değil. Anladığım kadarıyla bir talimat söz konusu ve bu talimata göre hareket ediliyor” ifadelerine yer verdi.

İstanbul Barosu Başkanı Durakoğlu: Talimata göre hareket ediliyor

İstanbul Barosu Başkanı Mehmet Durakoğlu gündeme ilişkin yaptığı dikkat çeken açıklamasında, “Bugün Türkiye’de hiçbir davayı kestirebilmek mümkün değil. Anladığım kadarıyla bir talimat söz konusu ve bu talimata göre hareket ediliyor” ifadelerine yer verdi.

07 Eylül 2020 Pazartesi 15:41
İstanbul Barosu Başkanı Durakoğlu: Talimata göre hareket ediliyor

Cumhuriyet’ten İpek Özbey’e dikkat çeken açıklamalarda bulunan İstanbul Barosu Başkanı Mehmet Durakoğlu adli yıl açılış töreninden ‘ölüm orucu’nda yaşamını yitiren avukat Ebru Timtik’e gündemdeki konuları değerlendirdi.

İstanbul Barosu binasına ölüm orucunda yaşamını yitiren avukat Ebru Timtik’in fotoğrafının asılmasına izin vermediklerini hatırlatan Durakoğlu şunları söyledi: “Burada olayın nasıl olduğundan ziyade, İçişleri Bakanı tarafından nasıl anlatıldığı daha vahim bir durum. Bütün bu gelişmeler doğrudan polisin gözü önünde oluyor. Yani orada çok geniş bir güvenlik önlemi alınmış. Hadi diyelim ki pankart içeriden asıldığı için görmediler ama pankartın bizim tarafımızdan kaldırıldığını biliyorlar. Polisler kaldırmadı. Buna rağmen İçişleri Bakanı’nın, ‘İstanbul Barosu yöneticileri pankartı astı, yazıklar olsun onlara. Allah’tan güvenlik güçleri, polis o pankartı oradan kaldırdı’ demesi olayı başka türlü değerlendirmemize neden oluyor. Algı operasyonu yapıldığını düşünüyorum. Olay doğrudan doğruya  İçişleri Bakanı -sonra Cumhurbaşkanı da ortak oldu ona- tarafından Mehmet Selim Kiraz’ın öldürülmesiyle ilişkilendirildi. Ebru Timtik’in yargılanması sırasında Mehmet Selim Kiraz’ın öldürülmesi olayı hiç gündeme gelmedi. İddianamesinde Kiraz’ın öldürülmesine ilişkin bir katkısından hiç söz edilmiyor. O yüzden algı operasyonu diyorum. Kiraz’ın öldürülmesiyle ilgili İstanbul Barosu’nun beyanları ortada. Bir savcı adliye içinde katledilmiş, o bizim şehidimiz. Her anmasına katılmaya, onun değerlerini yaşatmaya çok büyük bir özen gösteriyorum. İstanbul Barosu’nun teröre destek verdiği, göz yumduğu falan iddiası, çılgınca bir iddiadır.”

"Herkesin bir yargı mensubu olarak rahatsız olduğunu düşünüyorum"

Tartışmaların götürülmeye çalışıldığı yerle tarih arasındaki ilişkiye de vurgu yapan baro başkanı şunları söyledi: “1 Eylül’de adli yıl açılışı külliyede yapıldı, bu yıl kimse tarafından tartışılmadı. Oysa geçen yıl en temel tartışma konularından biriydi. Anayasanın 104. maddesine göre yürütmenin başı konumunda bulunan bir kimsenin yargının açılışını yapıyor olması, burada konuşma yapıyor olması, geçmiş yıllardan alışkın olduğumuz dinlemesi gereken noktadan, konuşması gereken noktaya bizzat kendisinin kendisini taşıması hiç tartışma konusu olmadı. Yargının temel sorunları konuşulmadı. Sadece kendisinin değil, Türkiye Barolar Birliği (TBB) başkanının da yargıtay başkanının da çok muhlis bir dil kullanmaya özen de bence mekânın kendilerinde yarattığı psikolojik dille ilgili… Oraya gidenlerin inanın bana bedenleriyle birlikte ruh bütünlüklerini de sağlıklı bir şekilde taşıdıkları inancında değilim. Külliyeye giden herkesin bir yargı mensubu olarak rahatsız olduğunu düşünüyorum. Olabilecek bir şey değil, Kabotaj Bayramı denizde kutlanır.”

Bugün Türkiye’de hiçbir davayı kestirebilmenin mümkün olmadığını dile getiren Durakoğlu sözlerini şu ifadeler ile devam ettirdi: “Anladığım kadarıyla bir talimat söz konusu ve bu talimata göre hareket ediliyor. Bunun başka izahı yok. Avukat olan sanıkların tahliyeleri için cuma akşam verilen kararın, cumartesi değiştirildiğini biliyorum. Bunu başka nasıl izah edebilirsiniz ki… Ne olmuştur ki akşam o kararı veren adam, mesai günü olmayan cumartesi sabahı adliyesine gelip o kararı değiştirmiştir? Bütün bunlar bizim için çok vahim.”

"Gizlilik kararı olmayan dosyaları dahi göremediğim oluyor"

Durakoğlu, savunmanın önündeki tüm engellerin kaldırılması gerektiğinin altını çizdi: “Biz dosyalarımıza ulaşamıyoruz. Gizlilik kararları görüyoruz. Tutuklamaya itiraz edeceğimiz dosyada vereceğimiz dilekçeyle ilgili bir tek delili göremiyoruz ki itiraz edelim. Gizlilik kararı olmayan dosyaları dahi göremediğim oluyor. Savcının dosya kaçırdığı gerçeğiyle karşı karşıyayım.”

"Çağdaş dünyadan da kopuşu ifade edeceğini düşünüyorum"

Durakoğlu’nun idam cezasının geri getirilmesin gündemine ilişkin yorumuysa şu şekilde: “Türkiye, Avrupa İnsan Hakları sözleşmesine, idam cezasını barışta ve savaşta yasaklayan iki protokole taraftır. Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme ve Ek İhtiyari Protokol’e taraftır. Bu konunun, hukukçular tarafından tartışılamayacak bir konu olduğu açık. Bu saatten sonra idamın geri getirilmesi için yapılacak her değişikliğin özellikle Avrupa Birliği sürecinden tümüyle kopuş anlamına geleceğini düşünüyorum. Daha önemlisi çağdaş dünyadan da kopuşu ifade edeceğini düşünüyorum. Çok daha önemlisi özellikle yurtdışında bulunan, bizim terörist olarak nitelediğimiz FETÖ ve benzeri suçluların iadesiyle ilgili bütün işlemlerden vazgeçilmesiyle ilgili bir anlam da taşıyacağını değerlendirmek gerektiği kanısındayım.”

"Hukuksuzluğu meşrulaştıralım noktasına geldiler"

Ergenekon ve Balyoz davalarının sadece birilerinin bir şekilde darbeyle suçlanması olmadığını, birilerinin darbeyle suçlanması suretiyle görev değişikliklerinin gerçekleştirildiğini belirten baro başkanı şunları söyledi: “Ergenekon ve Balyoz sanıkları olarak aldıkları insanların yerine, FETÖ kendi üyelerini getirdi. O üyelerin bir süre sonra Türkiye’de Ortadoğu siyasetini nasıl değiştirdiklerine tanık olduk. Yargıya dönersek, yargı siyasal stratejilerin bir parçası haline dönüştü. Siyasal iktidar vesayet adı altında bir baskıyla karşı karşıya idiyse, o vesayeti ortadan kaldıracak siyasal projeler üretemeyince, bu projeleri bir biçimiyle de olsa yargı eliyle üretmeye yöneldi. Hukuksuzluğu meşrulaştıralım noktasına geldiler.  Ergenekon, Balyoz döneminde söylerlerdi ya, ‘Ya durun, bunun yargıtayı var, bireysel başvurusu var, AİHM’ye kadar gidebilir, sakin olun’… E, sakin olalım da insanlar içeride. Ve bir gün kumpas deyip çıktılar içinden… 15 Temmuz’un ortaya çıkardığı ders, yargı dünyası ve AKP için bir ders olmadı. 15 Temmuz siyasal İslam teorilerinin çöktüğü gündür; AKP, öyle bakması gerekirdi, öyle bakmadı. Özellikle liyakat ve laiklik konusunda yeniden düşünmesi gerekiyordu, yapmadı. FETÖ’den öğrendikleri kendi düzenlerini kurmak yoluna gittiler. Yine yargı siyasetin bir parçası olmaya dönüştü. Cumhuriyet, Sözcü gibi gazetelere dava açarken aslında o davaların sanıklarına ceza vermek değildi amaçları. İfade özgürlüğünü nasıl ortadan kaldıracaklarını, yargıyı kullanarak gerçekleştirmeye çalıştılar. Gezi Davası da böyle bir dava aslında. İnsanlara, ‘Bak bir daha Gezi’de olduğu gibi toplantı ve gösteri yürüyüşü adı altında hadi arkadaşlar gidiyoruz diye bir şey duyarsan ve gidersen bil ki seni Osman Kavala yaparım’ mesajı. Bu arada şunu da söylemek istiyorum; Osman Kavala çıkacak… AİHM kararları çerçevesinde çıkarmak zorundalar.“

Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol