Artık gel Maria, gecikme sevgilim! Bu şahane ülkenin güzel insanları, özgürlük eşitlik adalet için, şu anda, dünyanın geri kalanından daha yoğun bir mücadele içindeler ve bu hareketlilikte gelişip serpiliyorlar. Bu sürece tanıklık et!

Biliyor musun, bu insanlardan öğreneceğimiz çok şey var. Onlara aktaracaklarımız da var kuşkusuz, işte bu nedenlerle gel, hem bana, hem çevremizdeki o onurlu insanlara yardım et sevgilim, hem öğren, hem katkıda bulun.

Editörüm, seçim sonrası durumu değerlendiren bir haber-çözümleme istediğinde benden, aklıma ilk önce sen geldin. Neden mi? Anımsarsın, Yuval Noah Harari’nin Homo Deus’unu neredeyse birlikte okumuştuk. Her insanda iki BEN vardır diye başlayan bölüme değinmek istiyorum. Harari, orada, her insanda aynı anda işleyen iki BEN olduğunu, bunlardan ilkinin Deneyimsel Ben, ikincisinin de Anlatımsal Ben olduğunu vurguluyordu. Ve de, insanların, her olaydan sonra, o olayı öyküleştirdiklerini, bir anlatıya kavuşturduklarını, içlerindeki Anlatımsal Ben’e de bu nedenle başvurduklarını anlatıyordu. Şimdi, bu ülkede, özgürlük eşitlik adalet isteyen insanların, yaşadıkları son deneyimi anlatıya dönüştürmek sürecinde bulunduklarını düşünüyorum ve bu konuda yardımına ihtiyacım var.

Gelmeden önce, düşüncelerini oluşturmada katkıda bulunacağını sandığım kısa bir değerlendirmeyi, buralı bir arkadaşımın görüşlerinden büyük ölçüde yararlanarak sana aktarmak istiyorum.

O arkadaşım, -ki, kendisine büyük saygı duyuyorum ve senin de onu, tanıyınca çok seveceğini düşünüyorum- Harari’nin önermelerinden de yararlanarak aşağı yukarı şunları söyledi bana:

“Diyelim ki bir ülke savaş halinde ve çocuklarını, o savaşa ilişkin bir anlatı ile ölüme gönderiyor. Bu anlatı, tabii ki, din, vatan, millet, var oluş yok oluş bağlamlarında. Sonunda o ülkenin, savaşta yenildiğini varsayalım. O savaşta ölen çocukların yakınları, savaşta yaralananlar, yaralanmayıp geri dönenler ve yakınları, o ülkeyi yöneten politikacıların ‘yanlış yaptık’ demesini asla kabullenmeyeceklerdir. Onlar, büyük bir çoğunlukla, çocuklarının boşuna ölmediğine, sakat kalmadığına inanmayı sürdüreceklerdir, bunu, günlerini yaşanır kılmak için yapacaklardır ve Hitler ya da Mussolini’ye destek vermeye kadar vardıracaklardır. Ya da, bir başka yola girilinceye, örneğin Vietnam Savaşı sırası ve sonrasında gazilerin yaptıklarının, yapılanların yanlış olduğunu görüp barış hareketlerine katılmalarına ve savaşlara karşı tutum almalarına kadar. Burada, Vietnam’da savaşan Amerikan askerlerine yılmadan üşenmeden yaptıklarının, yapılanların yanlış olduğunu anlatmaya girişen barış aktivistlerinin sabrı ve kararlılığı gözden kaçırılamaz. Bize gelirsek; demokrasi için, özgürlükler için mücadele tarihimiz henüz çok kısa. Tehlike, ancak çok yakın ve görünür hale gelince harekete geçildi. Evet, çok büyük bir heyecan ve şevkle davranıldı ama yetmedi. Şimdi, kafalarımızda konuyu toparlayıp çözümleme ve yaşama ve mücadeleye devam etme zamanı…”

Görüyorsun sevgilim, buradaki aydın ve onurlu insanlar, durumun farkında. Ben de bu arkadaşıma ve konuşabildiğim diğerlerine, verdikleri mücadelenin birkaç aylık olmadığını, örnek isterlerse benzeri deneyimlerden daha önce geçmiş ülkelerin tarihlerine eğilebileceklerini, ancak şu anın en önemli görevinin, duruma ilişkin anlatımsal bir çalışmayı gerçekleştirmek olduğunu, aklımın erdiğince, dilimin döndüğünce anlatmaya çalışıyorum.

Haksız mıyım sence Maria? Doğrusu bu değil mi? Bu, kolay bir iş değil, biliyorum. “Çalıştık çabaladık, elimizden geleni yaptık ama şimdilik başaramadık. Yanlışlarımızı, eksikliklerimizi belirleyelim, yaşama ve mücadeleye devam edelim” demiyor muyuz biz de, dünyanın başka ülkelerinde yaşayanlar da?

Bu konuda işte, yardımına ihtiyacım var sevgilim. Önceki paragrafta, “Çalıştık-” diye başlattığım cümleyi muhtemelen başka bir biçimde aktarmak gerekiyor sanırım. Biliminsanları, sanatçılar, yazarlar, şairler, romancılar, müzisyenler; politik mücadelenin ön saflarında yer alanlarla birlikte böyle bir anlatımsal ifadeyi canlandırabilirler. En iyisini onlar bilip yapacaklardır ama, senin gibi, bir sözcük üzerine saatlerce konuşabilecek olanlardan da katkı sağlamaları fena mı olur?

Gülümseyip daha doğrusunu tüm gezegende yapacağız Maria, elimi tut!

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol