İstanbul 11°
parçalı bulutlu

Geçen hafta sizler için, Köln’de düzenlenen Teknosteristing (ilginç teknolojiler) Fuarındaydım. İşte izlenimlerim!

Kablosuz!
Herşeyin kablosuzunu geliştirmekle tanınan Nocable firmasının standına uğradım önce. Firmanın önceden de kablosuz cep telefonu, kablosuz bira, kablosuz ütü gibi meşhur icatları bulunuyor. Ancak bu seferki çok iddialıydı: Firma, “Kablosuz Kablo” geliştirmiş! Önce
herkesin kafası karıştı. Ancak ceo Tim Biblo, başarılı bir sunum yaptı: “Normal elekronik cihazlarda kullandığımız kabloların, kablosuz olanı bu!” dedi. Gene anlamadık. Dev ekranda gösterdi. Kablo, Harry Potter’in pelerini gibi görünmez filan da değil. Kablo gerçekten yok! Bir gazeteci arkadaş, o zaman icat da yok, anlamadım ben? dedi. Tim, hayır icat var, dedi, ama kablosuz! “Neyin kablosuzu? dedi, teknolojiden anlamayan cahil bir bayan arkadaş. “Herşeyin!” dedi, “bu kablosuz kabloyu her üründe kullanabilirsiniz.” Ürün, 178 dolarlık başlangıç fiyatıyla Şubat ayında raflarda olacak! 218 dolarlık Pro-Kablosuz kablo modelini alırsanız, kendi bir cihazınızı kablosuz çalıştırmakla kalmayıp, arkadaşınızın bir cihazının kablosunu da yok edeceksiniz. Bunu da anlamadık biz. Tim, “Her boku da anlamayın ulen. Al ya da alma, zorla mı satıyoz sanki!” dedi.

Galaxi S 73!
Fuarda yeni cep telefonunu tanıtan Zamzuk firmasının standına uğramadan olmazdı elbet! Zamzuk’un amiral vapuru (yani, en iyi!) telefonu olan S 69 modelinden sonra geçen sene geliştirdiği S 73 ise, orgeneral kamyonu niteliğinde! Telefon, yarım kilo ram, bi litre full sıvı ekran, 32 gb anımsatma kartı gibi üstün özelliklerle geliyor. Telefonda, parmak izi sensörü, kalp atışı sensörü, yusuf-yusuf (döt korkusu) sensörü gibi faydalı sensörler var. Fakat Zamzuk
yetkilileri, bu oramiral kamyonu niteliğindeki yeni telefonları için, asıl yenilik olarak şunu eklediler: Telefonda, kamış var! Yani pipet. Artık gittiğiniz bi kafede garsonlardan marsonlardan pipet istemekle uğraşmıyacaksınız. Aynı Note modellerindeki elektronik kalemler gibi, bu pipet de, telefonun kenarındaki bir deliğe ittirilerek sokulabiliyor! İsmini vermek istemeyen bir yetkili, “Pipetle kola, ayran filan içtikten sonra, telefona geri sokarkene peçeteyle mutlaka silin, yoksa ayran içeride oksitlenme yapıyor! Bu sorunu çözmeye çalışıyoruz,” dedi. Zamsuk’un bu yeni telefonunda ayrıca, “Sen Kapat” özelliği mevcut!
Biliyorsunuz, yeni tanışan ve cicim aylarını yaşayan amatör sevgililer, öküz gibi saatlerce telefonda konuştuktan sonra, “önce sen kapat! hayır sen!” diye birbirlerine şirinlik yaparlar. S 73’ün başarılı yazılımı, böyle bir konuşma duyduğunda, çiftlerden herhangi birinin telefonunu random olarak (kafasına göre) kendisi kapatıyor.

1morePls!
One More Please ismindeki bir firma, fuarda çok ilginç bir stand açmış. Gene biliyorsunuz ki, bu tür fuarlarda, bir sürü beleşçi, stand stand dolaşıp bedava eşantiyon kapmaya uğraşırlar. Benim gibi, okuyucuları için teknoloji haberi yazma, ürünleri takip etme ve inceleme derdinde değil, çöp bile olsa bedava birşey kapma peşindedirler. Etrafta mal mal dolanıp, sırt çantalarını beleş eşantiyonlarla, hediyelerle doldururlar. (Fuarda, Teknoseyir’den Levent Pekcan ile karşılaştım. Onunla bu konuda dert yandık! Sonra o bana, Nvidia’nın hediye ettiği beleş, ram şeklindeki kitap ayraçlarından verdi, ben de ona Filips standından aldığım, ucu pamuk şekerden olan ve yenebilen usb sticklerden verdim bi tane. (Üç tane bana kaldı gene!) Herneyse, One More Please firması, yeni geliştirdiği bir teknojiyle, bu fuar, panayır beleşçilerine çözüm bulduğunu söylüyor. İcatları, beleş dağıtılan bir anahtarlık şeklinde.
Ancak bu anahtarlık, onu tutan kişinin beynine bir sinyal yolluyor ve “beleşçilik yapma, açgözlü olma olm!” uyarıları veriyor. Tabii hiçbir beleşçi bu anahtarlıktan satın almamış. Alan birkaç kişi ise zaten beleşçi olmadıklarından cihazın bir faydası dokunmamış. Hafta
boyu satış da olmayınca, firma yetkilileri bazı anahtarlıkları bari eşantiyon olarak ücretsiz dağıtalım demişler! Stand dolmuş taşmış.

SÖS
Sanal gerçeklik oyun cihazları üreticisi, Türk bilişim ve girişim firması SÖS (Sen Öyle San) yeni sanal gerçeklik cihazını fuarda tanıttı. Firma daha önce, beşinci Tokat boyutu uygulamasıyla adını Avrupada duyurmuştu. Görüntü, Ses, Hareket, Su ve Koku’dan sonra, yeni beşinci sanal boyut olarak lanse ettikleri Tokat sayesinde, bilgisayar oyununda bir karakterden tokat yediğinizde, makine de size aynı güçte bir tokat aşkediyordu. Tüketicilerden
gelen çeşitli şikayetler üzerine ürünü geliştirmeyi durduran SÖS, cihazda sadece “Aralık Bacak” algısını açık bıraktı (bu algıda, örneğin oyunda bir metroda giderken, yanınıza bacaklarını öküz gibi açarak oturan biri oturduğunda, oyunda o anda, baldırlarınızda gerçekten yabancı birisinin iyrenç, kaslı, terli baldırlarını hissediyorsunuz!) Firmanın yeni sanal gerçeklik motoru ise inanılmaz birşeyi başarıyor: Firma yetkilisi İsmayil bey,
aramızdan bir gazeteci arkadaşı, oyun makinesinin içine davet etti. Cihaz gerçekten çok detaylı tasarlanmış; gerek sanal gerçeklik dürbünü, gerek sekiz adet kamerası, gerek koşma algısı sağlayan tabandaki esnek standı ve gerekse arkadaşımızın ağzına kanırtarak giren dev
hortumuyla olsun, komple bir virtual reality donanımına sahip. Hepimiz heyecanla beklerken, denek bayan arkadaş birdenbire çığlıklar atmaya başladı, “Annee! Anneciim,” dedi ve bayıldı. Doktor geldi, fuar polisi geldi. SÖS ceyosu İsmayil beyi tutukladılar. Zaten daha önce buna
izin verilmemiş. Gizli yapılmış bu sunum. Yeni algının adı: Ölü Algılama imiş! Oyundaki bir ölü, aniden arkanızdan yanaşarak size gizlice dokunduğunda, ağzınızdan giren kablonun, elli santimlik ince tel ucu, kalbinize temas ediyor ve bu hassas organı avuçlar gibi yapıyor. O anda gerçekten bir Ölü görmüş gibi oluyorsunuz! SÖS standında sadece bir ofisboy kalmıştı. O da izin verince, eşantiyonluk, atkı şeklindeki hdmi kablolardan alıp boynumuza doladık,
oradan ayrıldık.

Kivi Standı!
Kıyıda köşede kalmış minicik bi standda çok acayip bişey gördük: Seksenli yılların yerli pil ürecisi Kivi’de buradaydı! Ortakların hepsi ölünce bi tek Erdinç bey kalmış, o da 84 yaşında. Buraya gezmek için geldiğini, eşe dosta dağıtmak için yanında taşıdığı cebindeki pilleri
tezgahın üzerine bırakınca stand gibi olduğunu söyledi. Hemen sorduk: “Seksenli yılların ülkemizdeki pek hatırlamak istemediğimiz üreticilerinden biriydiniz. Pilleriniz, volkmenimdeki iki şarkıyı anca dinletirdi! Gene de sizi sevdik. Peki, artık lityum mityum, çok acayip piller üretiliyor! Ne düşünüyosunuz bu konuda?” dedim. “Tuvalet ne tarafta?” diye sordu. Son anda şunu da sorduk hemen: Yaa ağbi, bakkaldan aldığım senin şu Kivi pillerin kutusu, kağıdı hep yağlıydı! Neydi ağbi onlar? Pil o kadar mı akıyordu yani. Ne yağıydı bu!?” Erdinç ağbi, titreyen parmaklarıyla omzuma dokundu: “Evladım, esanstı onlar,” dedi, “Heh heh, ne yağı yahu. Piller güzel koksun diye esans sürüyorduk!”

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol