Yandaşlık karşıt yandaşlığı doğurursa, ortada objektif diyebileceğimiz bir merci kalmaz. Son zamanlarda Türk basınını yorumlayan bir dostumdan aklımda yer eden bu sözü sizlerle de paylaşarak bu yazıya başlamak istedim.

Çok hassas dış politika gündemini izlediğimiz bu günlerde, televizyon ekranına çıkan herkes milli beraberlik ruhunun gereğinden bahsediyor. Ancak bu beraberliğin önünde üç büyük engel duruyor. Ötekileştirme üstüne kurgulanmış siyaset anlayışı, ideoloji üstüne uzun süredir bina edilmiş hatalarla dolu dış politika çizgisi ve belki de hepsinden daha önemli hale gelen ekonomi.

Bu üç büyük engelin yanına pandemide çok umut vermeyen görüntüyü de eklersek pek iç açıcı günler yaşamadığımız açık. Son olarak Sağlık Bakanı Koca’nın hasta/vaka açıklaması ile birlikte, devlet kaynaklı rakamsal verilere inancımızın giderek yittiğini de eklemek gerekiyor. Hoş değiştir TÜİK başkanını düşsün enflasyonu gerçeğini yaşadıktan sonra aklı başında kaç kişinin resmi rakamlara güveni kaldı ki sorusu Sağlık Bakanımızın son açıklamaları ile güncellendi diye ironi yapmak da mümkün.

Bu arada Azerbaycan’ın haklı mücadelesine verdiğimiz destek son derecede yerinde. Ama Dışişleri Bakanımızın masada da sahada da Azerbaycan’ın yanındayız sözleri, Azerbaycan’a verilen desteğin kamu diplomasisi çerçevesinde çok yerinde olmadığı kanaatindeyim. Masa tamam da, saha lafını ettiğiniz anda Ermeni lobisinin üstüne atlayacağı bir koz vermiş oluyorsunuz. Tabi gelişmeleri izlerken, Paşinyan’ı bu aptallığı kimin yaptırttığı da komplo sever bizler için yeni fırsatlar da yaratmış oldu.

Öte yandan her ne kadar Maliye Bakanımız Euro ve Dolar ile ilgilenmiyorum dese de giderek değer yitiren Türk Lirası, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları için ciddi bir ilgi alanını oluşturuyor. Bu durumu en iyimser gözlükle rekabetçi kur, patlayan ihracat gibi anlatabilirsek de, bu sürecin ne kadar sürdürülebilir olduğu büyük soru işaretlerine mahkum. Giderek satın alma gücü düşen emekçilerin sırtından yapılan ihracat ülke içindeki gelir dağılımının daha da bozulmasına yol açıyor. Öte yandan evet ihracat patlamasına patlıyor da, ithalatı ne yapacağız? İthalat deyince aklınıza lüks arabalar, cep telefonları, vs. gelmesin. Bunların toplam ithalat içindeki payı dönem dönem değişse de yüzde 13’ü hiç geçmemiş. Diğer ifadesiyle enerji başta olmak üzere hammadde, yarı mamul madde, diğer ifadesiyle yatırım malları ithalatımızın büyük kalemlerini oluşturuyor. Mevcut görüntü içinde ihraç edilen malın yerine yenisi konulabilecek mi? sorusu zihinleri meşgul ediyor. Aynı paralelde bir diğer soru da kaçınılmaz olarak bu koşullarda üretim nasıl sürdürülebilir? Kapanan işyerleri, artan işsizlik rakamları ve özellikle de genç işsizliği…

Gelelim şu yerli ve milli şaklabanlığına. Uzun süredir yerli ve milli diyebileceğimiz pek bir şey kalmadı maalesef. İhracatımızın yaklaşık yarısını Türkiye’de yerleşik 22 bin yabancı sermayeli şirket gerçekleştiriyor. Banka ve sigorta sektörlerinde, yani finans dünyasında yabancıların payı yüzde 85/90 seviyesinde. 

Bu görünüm altında ve Merkez Bankası’nın rezervleri eksilere düşmüş haldeyken, diğer ifadesiyle yabancı sermayeye ihtiyaç giderek daha da artarken, bırakın yabancıyı, yerliyi bile kaçırtacak eylem ve söylemler birbirinin peşi sıra devam ediyor.

Çok iyi niyetli bir yaklaşımla, hele bir ABD seçimleri bitsin, piyasalar Amerikan dolarına boğulacak (hele FED önümüzdeki üç yıl faiz artırımı düşünmediğini beyan etmişken), AB zaten önümüzdeki 7 yıllık bütçesini 1.1 trilyon Euro olarak çatmış ve pandemiyle mücadele için buna 750 milyar Euro daha eklemişken, bize de bir şeyler nasıl olsa düşer diyebilirsiniz.

Peki hukukun ayaklar altına alındığı, özerk olması gereken kurumların özerkliğinin kağıt üstünde kaldığı, dünya üstünde işe yarar dost bir ülkenin kalmadığı, iktidara alternatif muhalefetin kamulaştırmadan bahsettiği ülkemize sizce Dolar/Euro yağmurundan birazcık da olsa pay düşer mi? Yoksa ortalığı seller götürürken kuraklık yaşamaya devam mı ederiz?

Neyse enseyi karartmamaya devam edelim. Ruhumuz pozitif, Corona virüs testlerimiz negatif olmaya devam etsin. Ama bir sorunla mücadele edeceksek öncelikle gerçekçi olmayı başaralım.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol