- Öh, pardon kulağınıza bastığım için üzgünüm Firuz Bey... Canınız acıdı mı?

- Acısa ne ehemmiyeti var beyefendicııım? Emir buyrun, kulağımı dibinden kesmekte bir an dahi tereddüt edersem namerdim! Af buyrun, hıyarlık bende, huzurunuzda eğilirken dengemi yitirip düştüm, bu eşek kulağım pabucunuzun altına atıverdi kendini... Pis kulak...

- Reca ederim kendi kulağınızı çekmeyin Firuz Bey... Yalvarırım böyle yapmayın...

- Aman beyefendi, o nasıl lakırdı öyle, siz kim yalvarmak kim... Firuz kulunuza latife etmeyin... Sizin bu dairenin başında bulunmanız, yalnız benim içün değil, evvela memleket, sonrasında milletler topluluğu, daha da ötesinde bütün beşeriyyet ve gezegen içün bir lütuf, adeta bir muğcize. Ne mutlu bana, ne mes'udum ki, zâtıâlinizle aynı çağda nefes alıp vermek, şansı ben fakire nasib edilmiş. Samiğmiyyetle hamd ediyorum... En kalbî hislerimle...

- Yalama ulan o kül tablasını... Sana diyorum Firuz!

- Kirli diye şeediyim dedim... Ama madem ki...

- Uzatma! Ağlama, yalandan ağladığını biliyorum. Seninle açık konuşacam Firuz... Bööle yalakalıklar istemiyorum... Benden önceki müdürü de senin delirttiğini biliyorum... Ama ben kararlıyım, delirmiycem...

- Benden çekinmenize gerek yok beyefendicim... Firuz kulunuz o kadar yağcı değil: Esas bizim dairenin kurdu Pamir'dir... Bundan önceki Genel müdürü o yağlıyodu, çok şişirdi, adam kendini aynı anda hem Napolyon, hem Hitler sanmaya başladı... Ben normal yağcılık yapıyodum, fakat Pamir insafsızca ileri gitti...

- Vay köpek Pamir... Peki bi şey sorucam... Geçen gece evimde, banyoda, ben hapşırınca birisi "çok yaşa" dedi... Ben senin sesine benzettim. Sonra... Sonra... Nası söyliyceğimi bilmiyorum, klozete oturmuştum... Tanrım, çok ayıp... Nasıl desem, şey oldu...

- Af buyrun, klozetten bir el çıkıp, edep yerinizi kuruladı... Anladım... Pamir'in taktiği bu... Ben o kadar ileri gitmem, en fazla kül tablası yalarım... Siz yine dua edin beyefendi... Eskiden Vargın diye bi herif vardı... Zamanın Genel Müdürünü intihara sürükledi... Merhum, Vargın'ın suratına kezzap attıktan sonra kendisini vurdu...

- Nası yani? Ne kezzabı...

- Çok hüzünlü bir hikâyedir... Vargın çok ileri gitmişti... Genel Müdür'ün kişiliğini bozdu, ayağını filan yıkayıp, elceğiziyle ev yemekleri yapıyor, bir dediğini iki etmiyordu... Sonunda Müdür kendisini Vargın'dan başkasının anlamadığına, bir tek onun yanında mutlu olabileceğine inanmaya başladı... Ailesini dağıttı... Vargın'ı nişanlısından kıskanıp yüzüne kezzap attıktan sonra, kendine kıydı... Bu yüzden siz dua edin, yine yağcı kullarınız size insaflı davranıyo...

- Ben delirmem ama di mi?

- Estağfurullah beyefendiciğim, siz karakter sahibi bi insansınız, güçlüsünüz, akıllısınız... Böyle zayıflıklara pabuç bırakacak kompleksli birisi hiç diilsiniz... Sizdeki ruh sağlığı, sizdeki irade, sizdeki başarma azmi ve yöneticilik vasıfları nadir insanda bulunur. Fevkalade samiğmiğ, soğukkanlı, alçak gönüllü, lider yaradılışlı birisiniz.

- Öyleyim di mi?

- Tabi...

- Ben, ben güçlüyüm... Öyle yağcılık filan yemem...

- Yer misiniz?

- Asla...

- Tabi... İradeniz çelik gibi...

- Çelik gibi...

- Çelik gibi...

- Yok ööle delirmek filan... Ben işimi yaparım, herkes hakkettiğini alır, hakkettiği yere gelir... Klozet içinden edep yerime uzanacak elleri kırarım...

- Bittabi... Ona ne şübhe...

- Güçlüyüm ben... Atımı getirin... Şafakta sefere çıkacağız, Acem mülkünü imparatorluğumun sınırlarına katıcam, beyaz kaftanımı ütületin, kaftanın sol cebine fındık, sağ cebine kuru üzüm koyun, beslenme çantama yağlı ekmek, incir reçeli, kuşburnu, pilli radyo, Sabiş Ablamın bebeklik resmi, bilinçaltımı hazırlayın... Çifte gideceğim, gösterge ibraz edip okey atma noktasında netice alacağım... Boy boylamakla kalmayıp soy da soylayacağım. Evet... De haydi... Ahohon...

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol