- Dikkatini çekerim Firkat Abi; seçim günü "kuzu alıp kuyu kebabı yapalım" diye beni ayartan sendin... Seçimleri diğer parti kazanınca "Oy kullanmadık böyle oldu, bizim parti batar arkadaş" diye ağlaşmanın alemi yok...

- Hadi ben bi ayılık yaptım, sana söyledim... "Çoluk çocuk iki arabaya sığmayız, Namıkların otobüsü var, ona da haber verelim" diyen kim peki? İşi giderek büyüttün, doksan kişi otobüse doluşup beş kuzu yedik. Dönüşte şirin beldemizin belediye seçimlerinde bizim parti göçtü. Sade ikimiz gitsek, bizim partiye seksen sekiz oy daha fazla çıkacaktı...

- Öyle diyosun da Firkat Abi, keşke daha fazla adam götürseydik. Kahvede Nadir'i gördüm, "çok ayıp hoca, kuzu yemeye gidip de bize haber vermemişsiniz" şeklinde bozuk attı... Haber vermedim diye bana kızıp bizim partiye oy atmamışlar...

- Hıyarlık bende... Pazar pazar şeytan dürttü canım kuzu çekti işte... İlçe başkanı Şefik Tombar telefon etti; Genel Merkez, kuzu yiyen partililerin hepsini ihraç edicekmiş...

- Asıl Şefik'i atsınlar partiden... O da oy kullanmamış... Neymiş efendim, karısı her pazar çamaşır yıkıyomuş, pantolonlarının hepsini makinaya atmış, sandık başına pijamayla mı gitseymiş... Sittirsin ordan, bu partiye en büyük kötülüğü Şefik Tombar yapmıştır arkadaş...

- Şimdi eğri oturup doğru konuşmak lazım kardeşim... Bizim partinin probagandasında da pek iş yoktu... Hele senin yürüttüğün o şampuan dağıtma kampanyası... Seçmenin saçının yarısını Kliir şampuanla yıkamaya kalkışman tepki topladı. Madem yıkıyosun saçın hepsini yıka...

- Olur mi abi?.. Yarısı iş bittikten sonra... Her yerel seçimde bu böyledir... Geçen sefer seçmene ayakkabı dağıttık, seçimden önce bir teki verildi... Paşa paşa oylarını kullandılar, bizim parti kazanınca ayakkabıların diğer tekini aldılar. Tabi o zaman bi hıyar tarafından kuyu kebabı kışkırtmasına maruz bırakılmamıştık.

- Lafını bil de konuş efendi... Kuzuları afiyetle göçürüp, kafanda rakı kadehiyle göbek atarken bööle demiyodun ama... Sarılıp sarılıp; "Firkat Abim, gel seni bi öpiim, çok partili demokratik hayatın vazgeçilmez bi unsurusun... Uzat bir kere daha öpiim, unsursun, unsur!" diye sırnaşıyodun...

- Unsur olan insan, dava arkadaşının "yarım şampuan kampanyasına" dil uzatmaz bi kere... Parti içün hizmet ediyoruz, "sen naaptın" diye sorarlar adama...

- Ne ulan, jelibon dağıtmadık mı?

- Dağıtmaz olaydın, o yüzden bütün oylar karşı partiye kaydı... Nerde görülmüş Müslüman mahallesinde salyangoz şeklinde jelibon dağıtıldığı?

- Hayvan şeklinde şekerlemeydi onlar... İçinde salyangoz biçiminde olan bikaç tane olabilir ama, partimizi bağlamaz. Ayrıyetten benim salyangozlarla uğraşıcağına şirin beldemizin ortasına ettiğin ruhsatsız apartmanına bak... Ceviz içi kadar yere otuz dört daire yedi tükkan sığdırarak bu muazzez milletin arazisini belediyedeki itlerle bir olup gasp ettin... Millet muazzez, sen gibilere tabii ki de oy vermez...

- Hadi ordan, çocuk parkını bozup, çay bahçesi açan ben diilim heralde. El altından mavi bandrollü Malbora da sattırıyosun orda... Ayrıyetten ruhsatsız çay bahçenin ismini belli çevrelere yaranmak için "İhlas Kıraathanesi" diye değiştirdiğini herkes biliyo... Hakiki adının "Dallas Cafe" olduğunu unuttuk sanki.

- "Dallas Cafe"nin kapısı üzerine "Cuma'ya gidiyorum" diye not bırakınca bir tuhaf durdu. Ben de dükkanın ismini değiştirdim. Neticede milli iradeyle uzlaşmak, millete kendimi daha açık olarak ifade edebilmek içün, onun liğsanıyla, onun samiğmiyyetiyle ve...

- Hadi lan ordan ibiş. Sen giderken biz dönüyoduk o yollardan. Yimezler o ağızları.

- Halktan kopuk kelimeler bunlar, ibiş filan...

- Dönek... Siyasi travesti... İki apartman ruhsatına ruhunu satarsın lan sen...

- Asla... Ben artık bu işleri bıraktım Cemil... Rüyamda yemyeşiiil bir yerdeydim...

- Kaç metrekare bu yeşil yer?

- Valla 3700 metrokare... Üçte ikisi ifrazlı... Komşu parsellerden çekince rahat beş blok sığar. Du bakalım, ben bu cuma bi belediyeyi yoklıycam... İş çıkarsa ortağız...

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol