- Bilimin ışığında konuşalım, açık net olalım, kıskançlık diye bir duygu var Cemal. Sen hep benim rektörlüğümü kıskandın. Rektör olduğum gün, gizli bir el üniversitemizin laboratuarlarındaki dört bin deney faresini koridorlara salıp akademik hayatımızı farelere bastırttı. Kimdi bu gizli el? Bence sendin!

            - Bak sen şu işe, Allah Allah... Sakın sen kendin salmış olmayasın o deney farelerini Ruşen Efendi? "Üniversitede fareler cirit atıyor, haşaratla mücadele için personel almak gerekiyor" diyerekten dört köylünü mülakatla işe alan sendin çünkü...

            - Yav mantık çerçevesinde konuşalım Cemal. Üniversitenin tostluk taze kaşar peyniriyle dolu iki kantinini benim dayımgil işletiyor. Ben manyak mıyım dört bin fareyi salıp da dayımgilin peynirlerine musallat edeyim? Nitekim göreve gelir gelmez yumruğumuzu vurduk, dört bin fareyi elliye kadar, bakın burası çok önemli, elliye kadar düşürdük. Şu an kampüs bünyesinde sadece elli firari laboratuar faresi kaldı.

            - Firari fareleri yakalamak başarı mı şimdi? Dünya üniversiteleri arasında bizimkinin adı bile yok. Yemin ediyorum babamgilin zamanındaki ortaokullar bile bizim şu anki üniversiteden daha iyi eğitim veriyodu. Son olarak inşaat fakültemizde, tanzim nalbur satışı açtın, tam olduk... Fabrikadan halka dübel ile tiner.

            - Demek öyle Bay Cemal.

            - Öyle tabi. Üniversitede tanzim satışın ne işi var kardeşim, esnaf mıyız biz? O zaman tekstil mühendisliği fakültemizde Madam Koko outlet işletsin.

            - Madam da mösyö de monşer de sizsiniz. Üniversiteleri halktan kopuk bir seçkinler kulübü gibi, bi afra bi tafraynan çalıştırma devri geride kaldı. Artık üniversiteler aldığı belli, verdiği belli samiğmiğ işletmelerdir. Tabi ben senin sıkıntını anlıyorum. "Vay ilmi araştırma yapacam para vir. Yok endüstri dört sıfırdan dünyaya yetişecem, çağya damga vuracak keşifler üretim modelleri peşindeyim, ödenek vir"... Aldığınız verdiğiniz belli değildi, hortum kesildi tabii şimdi. Büttüün kopardığınız vaveyla ondan. Şimdi aldığı belli verdiği belli bir tükkan sizin sinirinizi bozuyor.

            - Bence hiç girme o alma verme işlerine Ruşen. Cümle alem biliyo, bütün üniversiteyi akrabalarınla doldurdun. Tamam bilim tarihinde, Mongolfiyer Kardeşler, Wright Kardeşler, Karı koca Curieler gibi bir takım akrabalık evlilik ilişkileri var ama sülalecek bilim tarihine geçmek diye bir şey yok.

            - İlim yuvasında ettiğin lakırdıya bak. Bir kere ben genetik bir deney içün akrabalarımlan çalışıyorum. Akraba olmamız nedeniylen genlerimiz komple aynı ya, buradan yola çıkarak gen teknolojisinde çağya damgasını vuracak bir sıçramanın eşiğindeyim, hısımlarımınan beraber.

            - Senin profesörlük tezin çorapta fasulye filizlendirme üzerine değil miydi?

            - Evet, zamanında İsmet Çelik diye bir bey anlatmıştı. Onun çorapta fasulye yetiştiren bir arkadaşı varmış. Zamanla parmak aralarında biriken mini humuslu oluşumların, çoraptaki nemle birleşince latince Phaseolus Vulgaris dediğimiz fasulye bitkisi içün fevkalade bir yetişme ortamı olduğunu kanıtladım. Eniştemgil başkanlığındaki ilmî heyyet tezimi inceleyip bana geçer not verdi. Sonra işte, ilmî çalışmalar ilmî çalışmaları kovaladı, bugün bu noktadayım, hamdolsun. Akılcılığımla ve samiğmiyyetimle...

            - Iyk...

            - Ne ıyk? Çorapta fasulye üretimini küçümsüyor musun? Bakma sen, işin ucundan tutan olmadı, projeyi büyütemedik. "Topraksız tarım" diye bi şey var hayatta. Barnak kiri ile inovasyon yapıp bu hususta çağya damgayı vurayazdım. Sonra idari işlerim felan girdi işte araya. Yoksa bugün ülkenin ayakları tahıl ambarı olmuştu, bir sürü de inşaatlık tarım arazisi boşa çıkmış olacaktı.

            - ...

            - Bay Cemal? Hişş... Alo... Bi ses ver ... Peki, makamımda yalandan baygınlık geçirmek sana ne kazandıracak? Cemal! Şşş.. Vallaha bırakır giderim, firari laboratuar fareleri gelip üfleye üfleye kulaklarını yer.

            -...

            - Lan! Ölmüş gibi algı yönetimi yapmaya çalışma. Aha... Samiğmiğ olarak ölmüş adam. Cık cık cık... Hasetinden çatladı zaar. Ah be Cemal, olacağı buydu be dostum. Dedim sana o kadar kıskanç olma. Neticede ne oldu? Kıskançlıktan çatlamak suretiyle ebediyete intikal ettin, arkanda da bomboş bir profesörlük kadrosu bıraktın. Dur ben kayınbiraderi bi arıyım...

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol