Bu düvel-i muazzamanın gelmişini geçmişini silsinler. Hem de öyle bir silsinler ki, tarih unutsun. Ulan, onların koyun gütmüşlüğü kadar bizim çoban sevmişliğimiz var be! Sen kalk bana zorluk çıkar, ben de adamın çanına ot tıkamaz mıyım, her gittiğim yerde -oralara gidemediğimi hatırlatanın kalbini kırarım- bangır bangır bağırmaz mıyım, yani, adalet bu mu be! Yoo, adalet bu değil! Adalet, tüm dünyanın ve ağzı olan herkesin, her kesimin beni, cebimde boncuk bulmuşlar gibi sevmeleri, yere göğe sığdıramamaları! Sevsenize lan beni, bağrınıza bassanıza eskiden olduğu gibi! Sevin de bölgeyi haraca keseyim eskiden olduğu gibi, tarihe geçeyim, en büyük komutan, sultan, halife şu bu... Mahut 'masa'dakiler de benim kıymetini bilsinler ya, nerde...

"Çalınmadık kapı bıraktırmadılar, meğerse milyonlarca kapı ithal etmişler!" diye haykırıyor İsmail, utanma duygum olsa yüzüm kızaracak...

"Kim çalmış kapıları?" şeklinde sual ettim.

"Mazbata gaspçıları!" dedi Münasebetsiz Hasan Efendi, "Hem de, çalınan kapıların yerine öyle ucuz, öyle boktan kapıları nasıl ahlaksız fiyatlarla satıyorlar, akla ziyan!"

"Sonra da meleleleri, hayaletleri paraya boğup sonuç almaya debeleniyorlar," diye başladı Hakan, "Ortalığı birbirine katarız, kan gövdeyi götürür falan dedirtiyorlar el altından ama, halkın deneyimini küçümsüyorlar aslında. Kimse oralı olmuyor ve herkes, kararlılığını giderek artırıyor, siyasal mücadelenin ne olduğunu yaşayarak öğreniyor."

Doktor Özgür susacak değildi ya, "Dersimiz Dersim. İlk soru: Dersim'e ne dersin? Dersim değil mi, de o zaman! Dersim'e Dersim dersen, Yassıada'ya da Betonada diyeceksin! Çünkü betondan. Yakınından geçtim, toprak parçası, ağaç falan gözükmüyor. Tümüyle beton," dedi.

"Ben de bir soru sorayım o halde," dedi Selen, "Adliyeye giderken yanında ne götürürsün? Yanıt: beyzbol sopası, oklava, demir boru, satır, paslı satır, döner bıçağı, muşta, bıçak, sustalı bıçak, levye, tornavida ve benzeri öldürücü araç gereç... Kaynak: Anadolu Adliyesi basın toplantısı. Şimdi kalkıp da, adliyeye giderken yanına kimliğini, dosyanı falan alırsın demesin kimse! Adliyede dosyanın ne işi var? Adalet, şahsın tehdidiyle işleyen bir şeydir. Dosyayla gidip de ortalığa delil falan mı sunacaksın? Kime ne faydası var? Cinayet işleyen yandaşı korumak için deliller karartılırken, belge, kanıt neye yarar? İnsanlar, suçlarının ne olduğunu bilmeden tutuklanıyor ve yıllarca hapiste kalıyorlarsa, kime ne anlatacaksın?"

Hakan, "Güzel şeyler de oluyor. Ben mesela, çok önemli bir göreve atandım. Danışman'ın Danışmanı'nın, Danışmanı oldum! Tebrikler gururla kabul edilir!" deyince, İsmail, "O ne be?" diye çıkıştı.

"Şimdi, şöyle: ekonomiyle ilgili bir danışman var, ortaokuldan terk, nalburluk yaparmış, ona bir danışman atamışlar, yeğeni oluyor, o da orta düzeyde dini eğitim görmüş, boşta gezer, ona da bir danışman gerekmiş, yani bendeniz, iktisat fakültesi mezunu. Diyeceğim, iktisadi konularda bir sıkıntınız olursa, geleceğiniz yer belli!"

"Her şey çok belli zaten," dedi Bugay, "Sabırla, apaçık olan her şeyi, sakin bir biçimde, konuşabildiğimiz herkese anlatmak ve geleceğimizi birlikte kurmakla görevli olduğumuzu anımsatmak zorundayız, hep birlikte aydınlanmamızın başka yolu yok..."

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol