Korona günleri bitmedi, bitmiyor, maalesef bir süre daha bitecek gibi de görünmüyor, şimdi Ağustos sonunda Christopher Nolan’ın merakla beklenen filmi Tenet gösterime girecek, seyirci hareketlenir diye umut ediliyor, ama ben ipin ucunu kaçırdığımız, insanın kendini ve başkalarını ne kadar ihmal edebileceği, hatta ne kadar tehlikeye atabileceği konusunda rekorlar denediğimiz şu günlerde bile, seyircinin bir salona başka onlarca insanla birlikte iki saat girebileceğini, maskeli ya da maskesiz bu kadarını kabul edebileceğini sanmıyorum, hele hastalık bugünkü seviyede ya da daha beter seyrederse, daha birkaç ay salonlarda kayda değer bir hareket görülmesi zor bence, bakalım, göreceğiz, ama şimdilik her şey düzelmeye başlayana kadar, biz size internet üzerinden filmler tavsiye etmeyi sürdüreceğiz, ki bu hafta Netflix’deki filmlerden bir seçme sunalım size dedik, malum bayram günlerini benim gibi ev merkezli geçirecek olan film severlere bu platformda öne çıkan, herkesin ilgisini çekebilecek, bayram tatilinde seyretmekten keyif alabileceğiniz filmler sunmak hayırlı bir hizmet olacaktır diye düşündük, görmüş olma ihtimaliniz yüksek belki, ama görmemiş, duymamış, kaçırmış olma ihtimaliniz de var, bu yüzden bakın bakalım… 

Malum yakışıklı oyuncu Ben Affleck yönetmenlik de yapıyor, açıkçası fena da işler yapmıyor, yönettiği en iyi filmlerden biri olan Argo tavsiyelerimizin ilki, 1979’da İran’daki İslam devrimi sırasında Amerikan büyükelçiliğinden kaçan altı Amerikalıyı kurtarma girişimi anlatılıyor, filmde başta Ben Affleck olmak üzere çok sıkı oyuncular rol alıyor, ayrıca Argo’yu görmemiş olanlara tavsiye ederken, yine Affleck’in yönettiği iyi filmlerden biri olan Hırsızlar Şehri de bu platformda var, o da çok iyi oynanmış sürükleyici bir film, bir soygun ve sonrasını ele alıyor… 

Antoine Fuqua iyi bir yönetmen kuşkusuz, ama şanslı da bir adam, çünkü Denzel Washington gibi bir oyuncu onu destekliyor, ilk büyük çıkışını yaptığı filmde ve ondan sonra da birkaç önemli işinde rol alıyor, Washington’ın başrolü Ethan Hawke’la paylaştığı İlk Gün gerçekten de Fuqua için müthiş bir ilk adım, yıllanmış bir narkotik dedektifi ve yanında yetiştirmeye başladığı çaylak arasında gelişiyor hikaye, sıkı bir polisiye, ayrıca Fuqua’nın bir başka filmi de var burada, Matt Damon’ın oynadığı Tetikçi de iyi bir hareketli film, Amerikan başkanını öldürmeye teşebbüsle suçlanan bir eski askerin kaçış macerası..…

Alejandro Gonzalez İnaritu çok sağlam bir yönetmen olduğunu Paramparça Aşklar Köpekler, 21 Gram ve Babil filmleriyle göstermişti zaten, ama doğrusu Diriliş filmindeki kadar büyük bir meydan okuma beklenmiyordu, hem çekimlerde yaşadıkları zorluklar hem de filmin görsel ve işitsel yapısı hakikaten üstüne saatlerce konuşulacak özellikler taşıyordu, ayrıca başrol oyuncusu Leonardo Di Caprio da kendi sınırlarını aşmıştı bu gerilimli filmde, 1800’lerde vahşi ormanlarda ayı avcılığı yapan adamları anlatıyordu, tabii Diriliş filmini tavsiye ederken, İnaritu’nun bir önceki filmi Birdman de var burada, hem tek çekim gibi görünen olağanüstü teknikleri hem Michael Keaton başta olmak üzere oyuncuların performansı çok sıradışı, kendini tiyatroda kanıtlamaya çalışan bir popüler oyuncunun hikayesi…

David Fincher, saklamaya gerek yok, dünya sinemasında en beğendiğim yönetmen, hep bir sonraki işini merak ederek beklediğim bir adam, nitekim şimdilik son filmi olan Kayıp Kız’dan altı yıl sonra yeni filmini tamamlıyor, ama bizi burada ilgilendiren Kayıp Kız, hem merakla hem şaşkınlıkla seyredilen, evlilik ve ilişkiler üzerine düşündüren, çok katmanlı, çok sorgulayıcı bir film, Ben Affleck ve Rosamund Pike çok iyi oynamışlar, ama Pike çok daha parlak bir oyunculuk sergiliyor, çok acayip bir film, mutlaka seyredin, ama ayrıca Fincher ustanın Yedi, Panik Odası, Zodiac, Benjamin Button’ın Tuhaf Hikayesi ve Sosyal Ağ filmleri de bu platformda sunuluyor ki, kaçırdıysanız hepsi müthiş filmlerdir…                                                  

Steven Spielberg. dünyanın en donanımlı ve en becerikli yönetmenlerinden biri olduğunu, ET’den Schindler’in Listesi’ne sayısız filmle kanıtlamıştır, sinemanın hem bir oyuncak hem bir silah olarak çok kullanışlı ve çok etkili kullanılabildiğini, bazen eğlencelik, bazen politik olarak derin ve kapsamlı olarak konumlandırılacağını göstermiştir, bunu üzerinde buram buram taşıyan filmlerinden biri olan Azınlık Raporu tavsiyelerimizden biri, başrolünde Tom Cruise’un oynaması da epey ilgi çekmesini sağlamıştır, ama bir suçu işlenmeden önce tespit ederek işleyecek olan kişiyi ortadan kaldırmak şeklinde özetlenebilecek bir işin yapıldığı ütopik bir dünyanın anlatıldığı film zaten seyirci çekecekti, tabii Azınlık Raporu’nu seyrederken, Spielberg ustanın Üçüncü Türden Yakınlaşmalar, İndiana Jones, Er Ryan’ı Kurtarmak, Sıkıysa Yakala, The Post ve Başlat filmlerini de seyredebilirsiniz burada…

Steven Soderbergh’in ilk filminden son filmine her zaman bir şeyler denediğini, gündeminde olan konuları, denemek istediği anlatım biçimlerini öne çıkardığını, bu yüzden kimi zaman çok gösterişli biçimde iş yapan, kimi zaman sessizce çok az seyirci bulan filmler çektiğini söylemek lazım, birçok filmi içinde seyredenin keyif ve merak duygularıyla takip ettiği, kuşkusuz başroldeki Julia Roberts’ın da bunu beslediği, çok şirin ve çok gergin bir filmdir Tatlı Bela, Erin Brokovich adlı kadının gerçek hikayesini, bir hukuk firmasında büyük bir davayı ayaklandıran kişinin yaşadıklarını anlatır, bu filmin yanı sıra Soderbergh’in olay yaratan ilk filmi Seks Yalanları, ayrıca Ocean’s Eleven, Ocean’s Twelve, Ocean’s Thirteen, Striptiz Kulübü, Şanslı Logan ve Laundromat filmleri de var burada… 

Robert Zemeckis, aslında sinemaya başladığında oyuncaklı işler yapan, Geleceğe Dönüş’ler gibi filmler çeken bir yönetmenken, Forrest Gump ve Mesaj’la farklı filmlere de yöneliyor, nitekim bu türün en iyilerinden biri olan Yeni Hayat, hem tek bir mekanda tek bir oyuncuyla geçmesine rağmen sıkıcı olma ihtimalini yendi, hem de çok az söze rağmen eylemler üzerinden hayata dair şeyler söylemeyi başarıyor, tabii bu noktada Tom Hanks’in bir oyunculuk gösterisi yaptığını da söylemek lazım, bu arada Zemeckis’in Yeni Hayat filminin yanı sıra, unutulmaz Geleceğe Dönüş serisi ve Uçuş filmini de bulabilirsiniz, ki başrolde Denzel Washington’ın çok iyi oynadığı bir film Uçuş, arıza yapan uçağı tarlaya indirerek yolcuların hayatını kurtaran pilotun geçtiği soruşturmayı anlatıyor…

Edward Zwick, çektiği filmlere genel olarak baktığınızda savaş ya da çatışma merkezli hikayeler anlatıyor, ilk çıkışı Zafer, sonra Ateş Altında Cesaret, Kuşatma ve Son Samuray geliyor, başka tür birkaç film çekse de bunlarla rahat ediyor, Kanlı Elmas da böyle bir film, vuruşma, kaçma ve hüzünle, tam yönetmenin istediği malzeme, köle olarak çalıştırıldığı bir madende bulduğu paha biçilmez bir elması satmak için bir paralı askerle birlikte kaçan bir köylünün hikayesi, Leonardo DiCaprio büyük yıldız olarak filme ilgiyi çekiyor, ama Djimon Hounsou çok iyi oynuyordu, bu arada Zwick’in bir başka filmi olan İhtiras Rüzgarları da burada, Anthony Hopkins ve Brad Pitt bir arada, müthiş bir çekicilik katıyorlar filme…                       

Gabriele Muchino, ülkesi İtalya’da çektiği çok lezzetli iki romantik filmle, Son Öpücük ve Beni Unutma’yla rüştünü ispat ederek Hollywood’a gitmiş, yine ağır bir hüzünle dolu olan ve ikisinde de Will Smith’in başrolde oynadığı Umudunu Kaybetme ve Yedi Yaşam filmleriyle esaslı işler yaptı, ama beni daha çok vuran Yedi Yaşam olmuştur, yaptığı ziyaretler sonucunda yedi farklı insanın hayatlarını değiştiren gizemli bir adamın hikayesi, bu arada bir de aşık oluyor tabii, seyredince göreceksiniz, hüznü ve sırrı çok iyi kurulmuş, merak ederek seyrettiğimiz bir anlatım tutturmuştu yönetmen, kuşkusuz aynı şey Umudunu Kaybetme için de geçerlidir, o da var platformda, baba oğulu canlandıran Will Smith ve Jaden Smith ikilisi de harikalar yaratıyor ayrıca…

Ve son olarak oyuncu ve yönetmen sıfatlarıyla Amerikan sinemasının yaşayan en büyük ustalarından biri olan, ki kendisine uzun bir ömür dileriz, şu anda tam 90 yaşında olan Clint Eastwood’un, sadece yönetmen olarak imza attığı filmlerden biri, dokuz yaşındaki çocuğu kaybolan bekar bir annenin yaklaşık dokuz ay sonra kendisinin oğlu olduğunu iddia eden bir çocuğu reddetmesiyle başlayan hikayesini anlatan Sahtekar, tabii ki başrolde oynayan Angelina Jolie’den de güç alıyordu, ama asıl olan Eastwood’un seyircinin kalbine dokunan yumuşak anlatımıydı, tıpkı burada bulunabilecek olan Keskin Nişancı filminde Irak’ta savaşıp ülkesine dönen bir Amerikalı askerin hikayesini benzer duygu yoğunluğuyla anlatması gibi, bu yüzden seyredilmeli bu filmler…

Umarız bu filmler hoşunuza gider, günleriniz güzel geçer, hepinize iyi bayramlar diliyorum…

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol