Büyük belediyelerin başkanlarıyla birlikte fotoğraf çektirmek keyifli, bir kere de doğrusunu söylemek gerekirse! Keyifli de, gerisi yok. Adama 'A' diyorum, 'B' diyor. İlle kendi söylediği konuşulacak. Ya adam, bir dinlesene, bir şey anlatacağım, sorunumu dile getireceğim, 'A' diyorum misal, o yine 'B' demeye devam ediyor sizin anlayacağınız. Anlamasanız da olur da, sözün gelişi yani. Hem bana anlamayan adam lazım, anlamayan! Anlayanı ne yapayım? Büyük belediyelerin beni anlaması lazım ama onlar da oralı değiller! Belki buralı mı oldular acaba? Bizi kıskanıp falan... Yoksa, bunlar bizim 'pist'i kıskandılar da akıllarınca hareket mi yapıyorlar? Oradan üç değil tam iki sefer yapıldı be! İki! Buradaki saksağanlar "İki seferlik pist mi olur, o kadar uçağı bedavaya otoyollara da indirirdik," gibisine ihanet neyin yapıyorlar ya, acaba büyük belediyeler bunlara mı özeniyor? İşte, bizim zıpırların alayı gelmiş...

"Astrofizikçi, Diyanet'e değil de 'imanlı fasulye' üretilen Tübitak'a mı gitsin?" dedi İsmail, kocaman gözlerini devire devire. Bigane (kayıtsız:yn) kalamazdım, Hakan'ın "Soğan doğrama makinesini de unutmayalım" lafını duymazdan gelerek "İmanlı astro- neydi, fasulye mi yesin?" demek suretiyle lafı gediğine koydum anında. Bunlarda surat kayış gibi ya, oralı olmadılar ve de Doktor Özgür yan masalara da duyuracak şekilde, "Ben de doktorluğu bırakacağım, doktorluk yapmalarına izin verilmeyen ve açlığa itilen meslektaşlarım gibi, avukatlık yapacağım," diye bağırdı.

"Sen ne anlarsın avukatlıktan," diyecek oldum, Hasan Efendi lafı ağzıma tıkadı:

"Yargıtay'dan iyi bilecek halin yok ya. Adamlar, 'avukatlık yapma yetkisi olmayan uygun kişi' mahkemelerde avukatlık yapabilir diyorlar, Doktor Özgür'den daha uygunu mu var?"

"Var tabii," dedim, "Selen mesela, hem Cumartesi Anneleri'nin, hem de Osman Kavala'nın avukatlığını hem de gönüllü olarak, her hafta yapmıyor mu?"

"Seve seve yapıyorum," diye başladı Selen, "Göreme'de kaçak bina yapan kişinin, tepkiler üstüne binayı toprakla kapatıp 'Göreme işte' diyebildiği koşullarda, haksızlıklıklara, zulme karşı çıkmayan insanlığından çıkmıştır!"

"İşte konu bu," dedi Bugay da, güvenli, sakin bir sesle devam etti:

"İnsanlıktan çıkmamak, faşizme geçit vermemek için eyleme geçmek zorunlu. Geçiliyor da. Çalışan insanların, ileri teknolojiyle, bilişimle en ilgili, bilim, teknoloji üreten kesimi, İngiltere'de İşçi Partisi'ne yaklaşıyor ve katkılarıyla partiyi iyice genişletiyor, yeniden iktidara aday haline getiriyor. Almanya'daki son iki eyalet seçiminde, Bavyera ve Hessen'de Yeşiller, neonazi AfD'den bile daha yüksek oy artışları yaşadılar, merkez partileri muhafazakarlar ve sosyal demokratlar gerilerken. Gençler, bilişimciler, teknoloji üretenler faşizmi önlemek ve gezegeni yıkımdan kurtarmak için kolları sıvamışa benziyorlar. Aynı gelişmeyi, bundan beş yıl önce Gezi Olayı ile yaşamadık mı? Gezi Olayı'ndan çıkarılabilecek verileri bir kez daha gözden geçirmek zorunlu kanımca. Bugün değiştirilebilecek konuları, sağlanabilecek en geniş destekle ve belirli bir meşruiyetle yaşama geçirebilmek, bunu, aynı zamanda faşizme karşı siyasal bilinç ve kararlılıkla yapabilmek mümkün. İngiliz ve Alman gençliğinin yapabildiğini Türkiye'deki gençlik, düşüncelerini, deneyim ve uzmanlıkla birleştirerek çok daha etkin gerçekleştirebilir. Yakın zamanda gidilebilecek başka bir yer yok, yaşanası bir gezegeni, faşizmle konuşarak değil mücadele ederek kurma göreviyle karşı karşıyayız. İş, bu hikayeyi kaleme alıp yürütmekte..." 

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol